Dün akşamki muhabbetimiz dostluk üzerineydi.
“Dost” kelimesi Türkçemizde özel bir sözcüktür. Sıcak olduğu kadar çekicidir…
Sözlükte bu kelime: “Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş” diye tanımlanmış.
Dostluk tanımı ise: “Birbirine içten bağlı olan kimseler arasındaki gönül bağı” ve “Karşılıklı sevgi, saygı, güven ve anlayışa dayanan yakın ilişki” olarak belirtilmiş.
Dost, hayatımızda nadiren karşılaştığımız, gönlümüze dokunan kutlu bir hazine gibidir. Tıpkı ana gibi, baba gibi; candan ve sevecen… Annenizi babanızı özlediğiniz gibi, dost bildiğinizi de özlersiniz.
Hayat boyunca pek çok insanla karşılaşırız; bazıları gelip geçer, bazılarının adını bile hatırlamazsınız. Ama bazıları vardır ki aylarca, yıllarca ayrı kalsanız bile gönlünüzdeki yerini hiç kaybetmez. Sizin için çok özeldir. Onlar için “dostum” dersiniz. Bir gün yeniden karşılaşırsanız sohbetiniz kaldığı yerden devam eder; sanki aradan onca zaman geçmemiş gibidir.
“Dost dostunun aynasıdır” derler. İyi yanlarımızı çoğaltır, varsa eksiklerimizi hissettirir; gerektiğinde yanlışlarımızı saklamadan yol gösterir.
Bir atasözümüz bu anlayışı şöyle anlatır:
“Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!”
Dostu olmayan ya da dostunun kıymetini bilmeyen insan, hayatın olması gereken en değerli zenginliklerinden birini yaşamamış olur.
Büyük ozan Âşık Veysel bir şiirinde şöyle söylüyor:
“Dost dost diye nicesine sarıldım,
Benim sadık yârim kara topraktır.”
Bu sözlerde hayata bir sitem olduğu kadar, dostluğun kolay kazanılmadığını hatırlatan bir anlam da vardır.
Gerçek dostluklar iyi günlerin eseri değildir. Dostluklar zor zamanlarda anlaşılır.
Atalarımız gerçek dostlarına “kara gün dostu” dermiş…
Gerçek dostlar zor günlerde de yanında olabilendir. O dostlar, güvenle kapısını çalabileceğiniz birkaç kişiden biridir. Dost sadece hatıraları süsleyen değil; vefası, sadakati ve samimiyetiyle yanında olandır. Onun yeri gönlünüzde her zaman başkadır.
Bizim kültürümüzde dostun yeri çok özeldir. Paylaşılan zaman, birlikte içilen bir bardak çay, yapılan muhabbetler yıllar sonra bile hatırlanan güzel bir hatıraya dönüşür. Bazen bir selamın, küçük bir hâl hatır sormanın değeri büyüktür. Dostluk, gönüllerin birleştiği, kalpten kalbe kurulan görünmez bir köprünün adıdır.
Neşet Ertaş bir türküsünde:
“Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez” diyor.
Gerçek dostlar o görülmez yolun yolcularıdır.
Bazen yıllar sonra eski bir dostla karşılaştığınızda aldığınız bir selam, ettiğiniz iki kelam bütün yorgunluğunuzu bir anda dağıtmış; eski günlerin sıcaklığını yeniden canlandırmıştır. Bazen tek bir bakış, bazen bir tek söz, uzun konuşmalardan çok daha fazlasını anlatır.
Dostlar, hayatın en güvenli limanı, en sıcak durağıdır.
Pınarcık Çeşmesi’nden havuzuna dökülen sular gibi berrak ve tertemiz olan bu duygularımızı, havuzdan çıkardığımız bir şiirle seslendirelim.
DOSTTAN MEKTUP ALDIM
Mektup aldım çok sevgili dostumdan
Arada kapımı çal diye yazmış!
Sağlık, huzur diliyorum Allah’tan
Dilin şeker, sözün bal diye yazmış!
Dost dost ile etmek ister yarenlik
Gurbet geceleri uzun, karanlık
Yüksek tepelerde hoştur seyranlık
Dost kapısı açık, gel diye yazmış!
Ömür denen süre hoş gelir amma
Huzuru sen yarat, hasrete yanma
Her gülüşe, sözü tatlıya kanma
Hiç ağlama sakın, gül diye yazmış!
Nadas et tarlayı, arada dinlen
Hep çalışma, bazen gönlünü eylen
Muhabbet güzel şey, dost ile söylen
Yeterince gönül al diye yazmış!
Dostluk unutulmaz, geçse de yıllar
Kucaklamak ister hasretle kollar
Gelmek ister idim çok uzun yollar
Ömrünce hep mutlu ol diye yazmış!
(Pınarcık Çeşmesi, 2024, s.47)