İSTANBUL'DA VERGİCİ OLMAK

Vergi dairesinde çalışmak ve mali müşavir olmak bir çok konu hakkında bilgi sahibi olmanızı gerektirir. Vergi dairesinde çalıştığınız zamanda yıllar içinde bir çok olay bir çok vaka ile karşılaşırsınız. Bizim de bir sohbet esnasında değerli üstadımız Tuba Hanımın önerisi ile Payan Çizioğlu'nun derlediği kitaba ulaştık. Yazılanlar yaşanan ve kaleme alınan gerçek vakalardır. Okuduklarımızdan bazılarını sizlere aktarmak isteriz.

17 YAŞINDA BİR HANIM ATLI TAHSİLDAR

1974 yılında Çatalca Mal Müdürlüğünde atlı tahsildar olarak göreve başladım. 17 yaşında idim üstelik yaşımın küçüklüğü nedeniyle maliye teşkilatına mahkeme kararıyla girmiştim.

Küçük yaşta başlamama rağmen, babacan tavırla meslektaşım Ramazan Amcam sayesinde, çok kolay alışmıştım bu mesleğe. O yıllarda götürü vergileri ve emlak vergilerini atlı tahsildarlar olarak, bizler toplardık. Aylardan kasımdı ve emlak vergileri toplamak için bizi bekliyordu. Ben ve Ramazan Amcam Çatalca’nın Muratbey köyünde iş başındaydık. İlkin muhtarın yanına gittik, borçlu listesini de korucuya verip mükelleflerimizi beklemeye başladık. İlk gelen 65 yaşlarında bir amca idi. "Hoş geldiniz" dedim ve borcunun ne kadar olduğunu söyledim. Yaşlı amca bana dönüp "Sen Ramazan beyin kizu musun?" diye sordu.

"Kızı değilim ,ben de memurum" dedim.

Mübadele ile Yunanistan'dan gelen ve oranın şivesiyle konuşan amca bir an durdu ve öylece şaşakaldı. "Kizum sen nasil memur olursin, olmaz çok küçüksün, inanmam şaka yaparsin." dedi.

Ben ısrarla "Tahsildarım Amca" desem de bir türlü inandıramadım. Tam o esnada başka biri borcunu ödemeye geldi ve hemen makbuzunu kestim. Durumu gören yaşlı amca "Uy doğruymuş sen gerçekten tahsildarmişsun aferin sana. Köye borçları toplamaya hep erkek tahsildar gelirdi, ilk defa hanım tahsildar gördüm" dedi. Ve yaşlı amca bana o yaşlı gözlerle "Cumhuriyet Türkiyesinin kadınının geleceğini sende görüyorum, kizum" diyerek tekrar tekrar teşekkür etti. Tabi ben de çok memnun oldum. Borcu tahsil ederek o amcayla nemli gözlerle kucaklaşarak ayrıldık. Ne bu yaşlı amcam ne de o anları yıllarca hiç unutmadım, unutamadım demiştir 17 yaşında 1974 yılında olayı bizzat yaşayan memur arkadaşımız.

BEYAZ ÖRTÜLÜ MASALAR

1970’li yıllarda göreve başladığımda intibak nedeniyle Defterdarlığa çağrılmıştım. Öğle tatili olduğunda yemek salonuna gittim ve tabldot usülü yemeğimi aldım oturmak için yer bakarken tüm masaların örtüsüz sadece bir masada bembeyaz örtü olduğunu gördüm ve de beğendiğim kendime uygun gördüğüm bu masaya oturdum. Ne yazık ki, herkesin bana baktığını ve gülüştüklerini fark ettim. Çok bozulmuştum ama niye güldüklerini biraz sonra anladım. Sırtım kapıya dönüktü arka tarafa doğru döndüğümde sonradan Defterdar olduğunu öğrendiğim Bedrettin Seyhan ve diğer yetkililerin masaya doğru geldiklerini gördüm. Demek ki bu tertemiz beyaz örtülü masa onlara aitmiş.

Tabii ki onlar geldiklerinde kalkmak istedim ancak Defterdar Bey eliyle sırtıma hafifçe dokunarak "Lütfen buyurun, afiyet olsun" dedi. Özür dileyerek orda oturmamın medeninin masalardaki örtü olduğunu söylemiştim. Ancak pek fazla da duramadan biraz sonra onlara "Afiyet olsun." Diyerek kalktım.

O yıllarda ben üniversiteye hem de işe başlamıştım. Bir yemek salonunda yapılan bu uygulama beni çok düşündürmüş ve de üzmüştü.

Neticede hepimiz devletin memuruyduk. Yemekhanenin masa örtüsü ile hiyararşinin belirlenmeye çalışılması çok tuhaf gelmişti bana. Ben nasıl bir teşkilatta çalışmaya başladım, diye düşünürken, bir iki gün sonra tüm masaların bembeyaz örtülerle örtüldüğünü görünce, bazen yanlışlıkla da olsa, olumsuz giden bir şeylere dokunmanın, onu olumlu olarak değişeceğini olan inancım pekişti.

OĞLUM ÇOK TEMİZ İŞ YAPAR

Müdür muavini olarak çalıştığım bir vergi dairesinde naylon fatura ticareti yaptığını tahmin ettiğimiz bir mükellefin; bu işi yapmadığına tam da kanaat getirmek üzereydik artık. Elimizden geldiğince o işyerini mercek altına almış ve tam bir kanıt bulamadığımız için üzerine gitmekten vazgeçtik, vazgeçecektik neredeyse. Söz konusu iş yeri yaşlı bir teyzenin üzerineydi ve son olarak bir de kendisiyle yüz yüze bir görüşme yapmak istedik. Çağrımız üzerine teyze vergi dairesine geldi. Kendisini diğer vergi dairesi müdür muavini arkadaşımla odamda ağırladık. Teyzenin kulakları biraz ağır duyduğundan bu görüşmeden pek bir şey çıkacağını düşünmüyorduk. İşyeri her ne kadar teyzenin üzerine olsa da asıl işi yapan oğluydu. Vekaletini de oğluna vermişti zaten. O Sırada oğlu il dışında olduğu için de daireye mecburen teyze kendi gelmişti.

Biz teyzenin hiçbir şeyden haberinin olmayacağını düşünürken, ona neyi, nasıl anlatıp da soracağımızın ve cevabını nasıl alacağımızın hesabını yaparken, açıkçası artık pek bir sonuç alamayacağımızı düşünmüştük. Bundan dolayı da artık uğurlayacaktık. Ancak sohbet biraz açılınca oğlundan bahsetmiştik ve teyze diğer hanım muavin arkadaşımızın bekar olduğunu da öğrenince oğlunu öve öve bitiremiyordu artık. Bunun üzerine biz "Teyze ,senin oğlun ne iş yapıyor ? Senin adınla kirli işlere falan bulaşmıyor değil mi?" diye espriyle karışık bir soru sormuş bulunduk. Ve teyze öyle bir şekilde anlattı ki oğlunun marifetlerini, öyle böyle değil. "Yok hanım kızım, benim oğlum çok dürüsttür. Çok temizdir, tertemiz iş yapar. Gerçek anlamda da eli öyle yağa kire bulaşmaz. İnanın ,dükkanda duran o malları bile satmaya gerek duymaz. Benim oğlum fatura satıyor kızım." demesin mi?

Tabii bu arada cüzdanında oğlunun fotoğrafını çıkarıp bize gururla göstermeyi de ihmal etmedi.

Bu duyduklarımız karşısında tam bir şok geçirmiştik. Şaka gibiydi. Sanki gizli kamera ve şaka programındaydık. Oğlum elma satıyor der gibi bir rahatlıkla söylenecek laf mıydı bu? Hemde bize… Acilen yapılması gerekenleri yapmanın huzuruyla olayı yetkili mercilere intikal ettirdik elbet. Bu olayı hatırladıkça unutamadığım an o teyzedeki rahatlıktı. Acaba gerçekten inanmış mıydı evladının doğru iş yaptığına?

GÖNÜL İSTER Kİ

Günümüzdeki dönemde de ilgili vergi daireleri, SMMMO'ları ve YMM Odaları da zaman aşımı geçtikten sonra gizlilik kaydı ile bu tür vakaları kitap olarak yayımlasınlar.

İlgili alıntılar Payan Çizioğlu-İkaros Yayın’ dan alınmıştır.

Saygı ile kalınız.