GÖNÜL KAPISI

Geçen hafta içinde benim için anlamlı olan iki telefon aldım.

İnsanın bazen bir telefonla bile olsa hatırlanması ne güzel bir şey…

Bunları düşünürken aklıma şu şarkı sözü geldi:

“Gönül kapım açıktır, çalmadan gir içeri…”

Bu söz sanki o an içimden geçenleri anlatıyordu. Bir süre düşündüm. Bu haftaki yazımın başlığı da konusu da belli oldu:

Gönül kapısı…

Ne anahtarı vardır ne kilidi. Ne bir duvarla çevrilidir ne de üzerinde “Girilmez” yazısı bulunur.

Ama herkes o kapıdan istediği zaman içeri giremez.

İlk telefon İstanbul’da yaşayan, dostluğuyla beni yıllardır gururlandıran bir arkadaşımdan geldi.

Arkadaşımın bir yakını, Bodrum’da tatil yaparken kaza geçirmiş ve yaralı olarak Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’ne getirilmiş.

Dostum haberi alınca, nasıl yardımcı olabileceğini düşünmüş:

“Denizli’de bizim Yusuf var.” diyerek beni aramıştı.

Saat 23.00 civarıydı. Durumu anlattı. Bu cümlesi beni çok etkiledi. Çünkü insan böyle zamanlarda, bir başkasının gönlünde nasıl bir yerde durduğunu daha iyi anlıyor.

O sırada ben Denizli’de değildim. Ama hiç düşünmeden birkaç arkadaşımı aradım. Hastaneye gidip ilgilenmelerini rica ettim.

Gece ameliyata alındığını öğrendiğimde ben de heyecanlıydım. Sanki hastanede yatan kişi benim yakınımmış gibiydi.

Neyse ki ameliyatı başarılı geçmiş. Ertesi gün taburcu edildiğini öğrendiğimde içim rahatladı.

Dostumun beni araması ve bana güvenmesi beni çok mutlu etmişti. Yaşadıkları endişeyi ben de içimde hissetmiştim. Farklı şehirlerde yaşasak da aramızdaki gönül bağı hep vardı.

Kısa bir süre sonra bir telefon daha geldi.

Bu kez arayan, bizim sülaleden çok sevdiğim bir yeğenimdi.

Sesindeki heyecan, daha “Alo” der demez belli oluyordu.

“Müjdeyi sana kızım kendisi versin.” deyip telefonu kızına verdi.

Kızımız LGS’de Fen Lisesi’ni kazanmıştı. Bu güzel haberi benimle paylaşmak istemişti.

O an çok mutlu oldum.

Çünkü sevdiklerinizin başarısı, sizin de sevinciniz oluyor.

Bu iki telefon aslında birbirinden çok farklıydı. Birinde endişe, diğerinde sevinç vardı.

Biri zor bir zamanda çalınmıştı, diğeri güzel bir haberle… Ama ikisinin ortak bir yanı vardı:

İkisini de gönlümüzde yeri olan insanlar aramıştı.

Belki de gönül kapısı dediğimiz şey budur: Kötü günümüzde çekinmeden aradığımız, güzel haberimizi paylaşmak istediğimiz insanların hayatımızdaki varlığı…

Bu bazen bir telefon numarasıdır, bazen de sadece bir insanın adı…

“Başım sıkışırsa onu ararım.”

“Bir sevincim olursa onunla paylaşırım.” diyebiliyorsanız, o insanın gönlünde yeriniz vardır.

Ama mesele yalnızca başkalarının size kapısını açması değil. Asıl mesele, bizim gönül kapımızın kimlere açık olduğudur.

Bazen hiçbir şey yapamayacağımızı bilsek bile, “Ben buradayım.” diyebiliyor muyuz?

Çünkü gönül kapısının kıymeti çoğu zaman zor günlerde anlaşılıyor.

Yaşımız ilerledikçe bunu daha iyi görüyoruz. Gençliğimizde kalabalıkları önemsiyoruz. Çevremizde çok insan olsun, çok insan tanıyalım, çok insan tarafından tanınalım istiyoruz.

Ama zaman geçtikçe bu anlayışımız değişiyor. Belki kalabalıklar azalıyor ama hayatımızda kalan insanların kıymeti artıyor.

Artık “Kaç kişi tanıyorum?” diye değil, “Kaç kişi benim kapımı çekinmeden çalabilir?” diye düşünüyoruz.

Hayatımızda kırgınlıklar, uzaklıklar, suskunluklar olabilir.

Ama gönül kapımız tamamen kapalı olmamalı.

Çünkü hayatın ne getireceğini, yarın kimin kapısını çalacağımızı bilmiyoruz. Ben geçen hafta bunu bir kez daha düşündüm.

Bir dostumun zor gününde beni aramasını…

Bir yeğenimin sevincini benimle paylaşmasını…

O an kendi kendime şunu söyledim:

Hayatta herkesin “Denizli’de bizim Yusuf var.” diyebileceği bir dostu olmalı.

Ama asıl önemli olan, birilerinin de bizim için aynı cümleyi kurabileceği bir dost olabilmek.

Uzun zaman önce yazdığım, konumuzla ilgili bu şiirimi sizlerle paylaşmak istedim.

Sağlık ve esenlik dileklerimle…

İyi haftalar.

BİR DOSTUMDAN MEKTUP ALDIM

Mektup aldım çok sevgili dostumdan

Arada kapımı çal diye yazmış!

Sağlık, huzur diliyorum Allah’tan

Dilin şeker, sözün bal diye yazmış!

Dost dost ile etmek ister yarenlik

Gurbet geceleri uzun, karanlık

Yüksek tepelerde hoştur seyranlık

Dost kapısı açık, gel diye yazmış!

Ömür denen süre hoş gelir amma

Huzuru sen yarat, hasrete yanma

Her gülüşe, sözü tatlıya kanma

Hiç ağlama sakın, gül diye yazmış!

Nadas et tarlayı, arada dinlen

Hep çalışma, bazen gönlünü eylen

Muhabbet güzel şey, dost ile söylen

Yeterince gönül al diye yazmış!

Dostluk unutulmaz geçse de yıllar

Kucaklamak ister hasretle kollar

Gelmek ister idim çok uzun yollar

Ömrünce hep mutlu ol diye yazmış!

(Pınarcık Çeşmesi, 2024, s. 55)