GERÇEKLERİN GERİ ÇEKİLDİĞİ GÜNDEM:SESLER YÜKSELİYOR,ÇÖZÜMLER KAYBOLUYOR

Ülkede gündem hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. Her gün yeni bir tartışma, her saat yeni bir polemik, her açıklamada biraz daha sertleşen bir dil…Ama tuhaf olan bu kadar çok şey konuşurken aslında bu kadar az şey konuşuyoruz.

Gürültü arttıkça gerçekler geri çekiliyor.

Bir bakıyoruz, ekonomi konuşacakken kelimeler üzerinden kavga ediyoruz. Bir bakıyoruz, adalet tartışacakken niyet okumaya savruluyoruz. Asıl meseleler, ikincil başlıkların gölgesinde kalıyor. Bu bir tesadüf mü, yoksa bilinçli bir tercih mi?

Bugün gündemi belirleyen şey çoğu zaman sorunlar değil, sorunların nasıl konuşulduğu. Dil sertleştikçe içerik boşalıyor. Sertlik hakikatin yerine geçiyor. Oysa yüksek sesle söylenen her söz, doğru olmak zorunda değil.

Toplumun büyük bir kısmı artık tartışmalara taraf olmaktan çok, izleyici. Çünkü tartışmalar çözüm üretmiyor; yalnızca öfke üretiyor. Öfke ise kısa vade de işe yarar ama uzun vadede herkesi yorar. Yorgun bir toplum, sorgulamaz. Sorgulamayan bir toplum da yönlendirmeye açık hale gelir.

Kişisel çıkarlar, grup aidiyetleri ve taraf tutmalar, toplumun gerçek sorunları sorgulama yetisini yok ediyor.

Asıl tehlike burada başlıyor.

Bir ülkede insanlar hayat pahalılığını konuşmak yerine “kimin ne dediğini”, adaleti konuşmak yerine” kimin kimi hedef aldığını”, eğitimi konuşmak yerine “kimin hangi cümleyi kurduğunu” tartışıyorsa; mesele gündem değildir, dikkat dağıtmadır.

Elbette eleştiri olacak, elbette itiraz edilecek. Ama eleştirinin hedefi sorunlar değil de kişiler olduğunda tartışma kısırlaşır. Kısır tartışmalar ise hiçbir sorunu çözmez, sadece zaman kaybettirir.

Bugün en çok ihtiyacımız olan şey yüksek ses değil,netliktir.Net sorular, net cevaplar…

-Bu ekonomik tablo neden böyle?

-Bu kararın topluma maliyeti nedir?

-Bu uygulama kime ne kazandırıyor, kime ne kaybettiriyor?

Bu soruların yerine sloganlar geçince, düşünmenin yerini taraf tutma alıyor. Taraf tutmak kolaydır; düşünmek zahmetlidir. Ama demokrasi zahmet ister.

Eskiden tepki çeken pek çok şey artık sıradan karşılanıyor. Çünkü her gün daha serti, daha tuhafı yaşanıyor. Anormal olan ,süreklilik kazanınca normal sanılıyor. Toplumun refleksleri köreliyor.

Oysa bir ülkede en tehlikeli şey, insanların her şeye alışmasıdır.

Gündem sürekli değişiyor ama hayat değişmiyor. Manşetler yenileniyor ama mutfaktaki yangın sönmüyor. Tartışmalar büyüyor ama umut küçülüyor. Bu çelişkiyi görmezden gelmek mümkün değil.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Biz gerçekten sorunları mı konuşuyoruz, yoksa konuşuyormuş gibi mi yapıyoruz?

Gürültüyü azaltmadan gerçeği duyamayız. Gerçeği duymadan da çözüm üretemeyiz. Çözüm üretmeyen bir gündem ise sadece oyalar. Oyalama ise en eski yönetme biçimidir.

Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla tartışma değil; daha fazla yüzleşme. Gürültüyle değil, gerçekle.

Ezcümle

Gürültü arttıkça, gerçekler geri çekilir; tartışmalar derinleşmez, sadece daha gürültülü hale gelir.

Bugün, toplumun en büyük sorunu neyin tartışıldığı değil, nasıl tartışıldığıdır.

Toplum olarak, mış gibi çözümler üretiyor ve mış gibi tartışıyoruz, ama gerçekler hep bir adım geride kalıyor.