Teknoloji, sosyal medya, çevresel krizler ve toplumsal değişim rüzgarları, gençlerin hayatını her geçen gün daha çok şekillendiriyor. 2026, bu dönüşümün hız kazandığı bir yıl olacaksa, o zaman bu yılı kesinlikle gençlerin yılı yapmalıyız. 2026, gençlerin yılı olmalı!
Dünyada bir şeyler gerçekten değişiyor. Gençler, belki de hiç duyulmadığı kadar sessiz ama bir o kadar güçlü bir şekilde toplumun temellerini sorguluyorlar. Bu, bağırarak yapılan bir protesto değil; derinlerden gelen, kaygılı ama kararlı bir isyan. Ekonomik adaletsizlikler, yetersiz eğitim sistemleri ve çevre felaketleriyle boğuşurken, gençler sadece kendileri değil, tüm insanlık için bir şeylerin değişmesini istiyorlar. Bu isyan, sadece bir neslin korkuları ve umutları değil; aslında tüm dünyayı daha iyi bir yere taşıma isteğiyle yükselen bir çağrı.
Gençlerin direnişi artık sadece sözde kalmıyor; bu bir hareket, bir eylem, adeta bir toplumsal devrim. Gençler, hem dijital dünyada hem de sokaklarda, sistemin bozulmuş temellerine karşı duruyorlar. Ama bu direniş sadece gözlerindeki o ışıltıyla değil, ellerindeki dijital güçle de büyüyor. Her paylaşım, her video, her protesto, her çağrı, bir şeylerin değişmesi için atılan bir adım oluyor. Gençlerin gücü, geleneksel devrimlerden farklı olarak, sosyal medya sayesinde her an her yere yayılabiliyor. Ve bu da, alıştığımız yapıları sarsan, yepyeni bir dönüşüm yaratıyor.
Dünya dönüp duruyor ama o dev çarkın dişlileri, gençlerin geleceğini eziyor. Şu anki gençlik, sadece adalet değil, gerçekten fırsat eşitliği istiyor. Diplomalı işsizliği, artan yaşam masrafları, düşük maaşlar, yüksek borçlar… Sistem gençleri bir bir ezip geçerken, aslında hayal ettikleri hayatı hak ettiklerini bile unutturuyor onlara. Ama artık uyanmaya başlıyorlar. Her gün daha fazla genç, sosyal medyada, sokaklarda ve her yerde, bu düzenin yanlışlıklarını haykırıyor. Çünkü bir noktada, “Bu düzende biz yokuz” diyorlar. Gençler sadece iş bulmak için değil, gerçekten kendilerine bir hayat kuracak bir toplum istiyorlar.
Geleceği Kuracak Nesil Nereye Gidiyor?
Gençlerin bir başka büyük kaygısı da eğitim sistemi. Gençler sadece sınavlarda iyi notlar almak istemiyorlar, dünyayı değiştirebilecek fikirler ve yenilikçi çözümler üretmek istiyorlar. Eğitim, sadece bir diploma almak için değil, insanın potansiyelini keşfedeceği, dünyaya bakış açısını değiştireceği bir yer olmalı. Ama bugün, gençler, eskiyen eğitim sistemlerinin içinde sıkışıp kalmış durumda. Sorgulama, yaratıcılık, eleştirel düşünme… Bunlar, sınav sonuçlarına odaklanmış bir sistemde kayboluyor. Gençler, sistemin baskısı altında kendi fikirlerini bastırıyorlar. Onlar sadece sınavları geçmek için değil, gerçekten bir şeyler yaratmak, yeni fikirler üretmek istiyorlar. Eğitimdeki bu eksiklikler, sadece kişisel bir sorun değil, aslında tüm insanlığın geleceğiyle ilgili büyük bir problem. Çünkü bu gençler, toplumları değiştirecek, geleceği şekillendirecek fikirleri bu dönemde ortaya koyacaklar.
Bugün gençler, çevre felaketlerine karşı en büyük direnişi gösteren grup. İklim değişikliği, su kaynaklarının tükenmesi, orman yangınları ve diğer çevresel krizler, onların geleceğini tehdit ediyor. Bu sadece bir kaygı yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda gençlerin harekete geçmelerine de sebep oluyor. Çünkü çevre, sadece bugünün sorunu değil, gençlerin yarının yaşamını doğrudan etkileyecek bir konu. Gençler, bu sorunları görmezden gelmenin mümkün olmadığını fark ediyorlar ve buna karşı seslerini duyurmak, bir şeyler değiştirmek için çaba harcıyorlar.
Gelecek, gençlerin ellerinde şekillenecek ve onların sesi, sadece kendi jenerasyonlarını değil, tüm insanlık tarihini değiştirme gücüne sahip. Gençler, sadece geleceği kurtarmıyorlar; aynı zamanda geleceği yeniden inşa ediyorlar. Bu bir isyan, bir çağrı aslında: Eğer toplum, gençlerin sesini duymazsa, tarih bu sesi duyduğunda çok geç olacak. Gençler, dünyanın en güçlü direnişini yaratacak kadar güçlüler ve geleceği şekillendirecek olanlar onlar.
Ezcümle
Atam’ın da dediği gibi, "Cumhuriyet, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister." Atatürk, Cumhuriyet’in temellerini atarken, gençleri her zaman ileriye taşıyan bir güç olarak görmüştü. O, gençliğe sadece Cumhuriyet’i koruma değil, onu daha da ileriye götürme sorumluluğu da yüklemişti.
İşte tam bu yüzden, 2026 ve sonrasında gençlerin yarattığı değişim, Atatürk’ün "Gençliğe Hitabe"deki çağrısından ilham alarak, Türk milletinin güçlü ve özgür bir geleceğe adım atmasını sağlayacak. Atatürk’ün vizyonu, gençlerin özgür düşünce, bilimsel ilerleme ve toplumsal sorumlulukla şekillenecek bir geleceği hedefliyor.
Gençlerin sesini duymalıyız, onları ve ruhlarını özgür bırakmalıyız. Çünkü ancak özgür gençler, yarının güçlü ve özgür toplumunu inşa edebilir. Gençleri susturmadan, onlara alan açmalıyız. Gençleri özgür bırakalım, çünkü gelecek onların ellerinde şekillenecek!