GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE YANSIMALAR

30 Temmuz, Duygu Asena'nın ölüm yıl dönümüydü. Türk kadın hareketinde çok önemli bir yeri vardır. Feminist mücadelesinde, çıkardığı "Kadınca" dergisi; "Kadının Adı Yok" ve "Değişen Bir Şey Yok" adlı kitaplarıyla etkili olmuştur.

Kitaplığımdan "Değişen Bir Şey Yok" kitabı geçti elime. Okudukça kendini sorguluyor insan. "Ben hangisiyim?" diyor.

"Ben biliyorum; milyonlarca kişi söyleyemediği ve yapamadığı şeyler için mutsuz bu yeryüzünde. Milyonlarca kişi de kendilerine söylenmeyenler ve yapılmayanlar yüzünden mutsuz edilmiş durumda. İstediklerimizi neden yapamıyoruz? Duygularımızı neden saklıyoruz? Şu ölümlü dünyada anlaşılır gibi değil. Sevgiyi sunamamak, bunu göstermeyi küçüklük saymak ne yazık ki genellikle erkeklere mahsustur."

"Hangi düzeyde olursa olsun kadınlar sevgiyi bekler dururlar ve isterler ki hep ondan gelsin sevgi, başkasından değil. Ondan geldiği kadar alırlar; ama durduğu zaman o sevgiyi başka bir yerden almak zorundadırlar."

Duygu Asena'nın ve feminist hareketin kazandığı mevziler geri alınmaya çalışılıyor. Kadınlar, kendileri bu mevzileri terk ediyorlar. Bilinçsizce karanlığa yürüyorlar.

Duygu Asena'yı saygı ve rahmetle anıyorum.

****

Geldiğimiz noktada kadın başkanlar, kadın yöneticiler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Yiğitçe yatıyorlar hapishanelerde. Aşk olsun diyorum onlara.

HAPİSHANELERDE GÜNEŞ DOĞMUYOR

Hapishanelere güneş doğmuyor

Geçiyor bu ömrümde günüm dolmuyor

Eşim dostum hiç yanıma gelmiyor

Yok mu hapishane beni arayan

Bu zindanda ölem can gardiyan

Birer birer yoklamayı yaparlar

Akşam olur kapıları kaparlar

Bitmiyo geceler bitmiyo geceler geceler

olmaz sabahlar

Yok mu hapishane beni arayan

Bu zindanda ölem can gardiyan

Anamdan doğal' garip kalmışım

Acı hapishane daha genç yaşım

Benim zindanlarda benim zindanlarda

zindanlarda ne idi işim

Yok mu hapishane beni arayan

Bu zindanda ölem can gardiyan

...

Cumhuriyet Kitap Eki'nde Mahir Baş'ın "Duvarların Ardındaki Cumhuriyet" başlıklı yazısı dikkatimi çekti. Şöyle başlıyor:

"Cezaevi edebiyatı, Türk düşünce tarihinde toplumsal ve siyasal belleğin kurulduğu en önemli yazın alanlarından biridir. Çünkü bu topraklarda muhalif düşünce çoğu zaman üniversite kürsülerinde, ana akım gazetelerin sayfalarında ya da güvenli akademik alanlarda değil; sürgünlerde, mahkeme salonlarında ve cezaevlerinde kendine bir ifade alanı bulmuştur. Bu nedenle bazı kitaplar yalnızca içerikleri ile değil, ortaya çıktıkları tarihsel koşullar ve yazıldıkları mekânların anlamıyla da birer belge niteliği taşırlar."

Merdan Yanardağ'ın kitabı "Silivri ve Direniş Yazıları". Mahir Baş, kitabı belli başlıklarla incelemiş: "Yanardağ'ın tanıklığında siyasal, hukuksal ve toplumsal dönüşüm; hukuk güvenliği, meşruiyet ve devlet-toplum ilişkisi", "Laiklikten siyasal İslam'a, hukuk devletinden kapitalizmin dönüşümüne, dış politikadan Filistin'e analizleri."

Bu kitap okunmalı. Yaşadığımız günlerden belge olacak bir kitap. Merdan Yanardağ'ın bir an önce özgürlüğüne kavuşup aramızda olması, Tele1'e kavuşması tek dileğimiz.

"Bugün pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak, bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna şaşırarak kımıldamadan durdum. Sonra saygıyla toprağa oturdum, dayadım sırtımı duvara. Bu anda ne düşmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım... Toprak, güneş ve ben bahtiyarım."

Ne güzel yazmış Nazım Hikmet; güneşe çıkmanın, güneşi görmenin mutluluğunu.

Nazım Hikmet ve nice şairimiz, yazarımız, devlet adamımız yalnızca muhalif oldukları için hapishanelere tıkılmışlar. Namık Kemal Magosa'ya kalebent olarak sürülmüş, Sabahattin Ali cezaevlerine kapatılmış.

4 bölümlük diğer şiirden ayrı olarak, 25.05.1933 tarihinde Sinop Hapishanesi'nden Ayşe Sıtkı'ya gönderilmiş "HAPİSHANE ŞARKISI V" adlı şiir...

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar

Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi

Yukarıya çevir gözü

Deniz dibidir gökyüzü

Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah'a

Görecek günler var daha

Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter

Yollar gide gide biter

Ceza yata yata biter

Aldırma gönül, aldırma

23.V.1933

Sinop Hapishanesi

...

Onu tanıyalı 30 yılı çok geçti. Çatalçeşme Oda Tiyatrosu'nda bir oyuncu edasıyla şiirlerini okuyordu ezberinden. "Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var." diyordu. Salonda herkes bir oyun izler gibi izliyor, merakla ve takdirle dinliyordu. Tanıdınız onu, değil mi? Ataol Behramoğlu'ndan söz ediyorum.

Tekrar tekrar geldi şiirlerini okumaya kentimize, Haluk Çetin'le. Ataol Behramoğlu şiir okuyor, Haluk Çetin gitarıyla eşlik ediyordu ona. Söylediği güzel şarkılarla nefes aldırıyordu şaire.

Ataol Behramoğlu ile tanışmamız Şiir Otel'de düzenlenen Uluslararası Dünya Şiir Günü etkinliğinde oldu. Anı kitabının hazırlanması sırasında gösterdiği titizliği unutamam. O programın sunuculuğunu yaptığım için tüm konuklarla yakınlığım oldu.

Programın düzenleyicisi Ataol Behramoğlu'ydu. Ülkemizden ve İspanya, Danimarka, Bulgaristan, Hindistan'dan şairler çağırmıştı. Çok güzel bir şiir etkinliği olmuştu.

Sonraki yıllarda Denizli'ye her gelişinde birlikte olduk; Şiir Otel'de ve kitap fuarlarında.

Ataol Behramoğlu'ndan söz etmemin nedeni, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazı. Şair, yazısında İlhan Selçuk'la yaptığı bir tartışmayı anlatıyor. İlhan Selçuk'un sözünü hiç unutmadığını belirtiyor:

"Şairsek şiirimizi yazalım."

Ataol Behramoğlu yazısını şöyle sürdürüyor:

"Sonraki yıllarda ağabey-kardeş yakınlığı içinde olduğumuz, insan olarak da örnek aldığım sevgili büyük usta biliyor ki köşe yazılarımın yanı sıra şiir yazmayı da aksatmadım. Fakat ikisini yapmaktan da sanırım artık yoruldum."

Yaşlandığını, hastalığını anımsatarak gerçek anlamda gazeteci olmadığını; şair olduğunu, Rus edebiyatı konusunda akademisyen olduğunu yazıyor. Bilgi sahibi olduğu şiir ve edebiyat konusunda yazdığını belirtiyor. Şöyle devam ediyor:

"Öyleyse yazımın adı neden mi 'Başlangıca Övgü' oldu? Çünkü son verdiğim yazarlığım değil, köşe yazarlığımdır."

"... Ülkemiz için asıl başlangıç ise Yeni Parti'nin kuruluşudur."

Ataol Behramoğlu çok iyi bir şair, çok iyi bir yazar, çok iyi bir çevirmen, çok iyi bir akademisyen, çok iyi bir insandır. Atatürk ilkelerine bağlı, cumhuriyetçi, laik, vatansever bir kişidir. Düşüncelerini korkmadan söyleyen, çok sevdiğim dobra dobra bir insandır. Yeni yazılar, yeni şiirler yazacağına inanıyorum.

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

...

Sağlıklı, mutlu bir yaşam dileğiyle saygılarımı sunuyorum.

Hoşça kalın, dostça kalın, özgür kalın. Umudunuzu kaybetmeyin.