Son yıllarda ülkemizde SMA (Spinal Müsküler Atrofi) teşhisi konulan bebeklerimizin ve çocuklarının sayısı yürek burkan bir boyuta ulaştı. Zamanla yarışan, her gün kas kaybı yaşayan bu minik bedenlerin hayata tutunabilmesi için gereken ilaç ve tedavi süreçleri ise ne yazık ki ailelerin tek başlarına göğüsleyebilecekleri sınırların çok ötesinde.
Bugün dünyanın en pahalı ilaçları arasında gösterilen Zolgensma (gen tedavisi) için telaffuz edilen rakamlar 2.1 ila 2.4 milyon dolar civarında. Türkiye’de bu tedavinin henüz resmi geri ödeme kapsamına alınmamış olması, çaresiz aileleri Valilik izinli yardım kampanyalarına, sokak sokak, ekran ekran uzatılan yardım ellerine mahkûm ediyor. Ne yazık ki zamanında gereken meblağ toplanamadığı için daha hayatın başında veda eden evlatlarımızın haberleri her gün içimizi yakıyor.
Tam bu noktada, toplumun ve ekonomi çarklarının başka bir kulvarına göz atmak gerekiyor: Türk Futbolu.
Süper Lig ve 1. Lig başta olmak üzere, her transfer döneminde milyonlarca Euro ve Dolar bavullarla havada uçuşuyor. Yabancı ve yerli futbolculara ödenen astronomik imza paraları, bonservisler ve yıllık maaşlar göz önüne alındığında, spor sektöründe dönen bu devasa bütçelerin yanında bir bebeğin hayatını kurtaracak meblağlar oldukça makul bir ölçekte kalıyor.
Peki, bu iki farklı dünya arasında toplumsal bir dayanışma köprüsü kurulamaz mı?
Pekala kurulabilir. Yetkililerin ve Spor Bakanlığı'nın öncülüğünde, profesyonel liglerde gerçekleşen yüksek bütçeli transferlerden ve futbolcu maaşlarından alınan vergilerden kesilmek üzere "Özel SMA Yardımlaşma Fonu" oluşturulmalıdır. Yapılan her milyon dolarlık transferin küçük bir yüzdesi veya futbol kulüplerinin ödediği vergi dilimlerinden ayrılacak sistematik bir pay, bu fona aktarılabilir.
Böyle bir düzenleme, milyarlarca liralık transfer piyasası için devede kulak kalacak küçük bir maliyet demektir; ancak ölümle yaşam arasında mekik dokuyan yüzlerce SMA hastası evladımız için adeta can suyu olacaktır. Kulüplerin gösterişli imza törenleri düzenlediği, sponsorlukların ve yayın gelirlerinin konuşulduğu bir ortamda, bu kaynağın bir kısmının insan hayatına, üstelik savunmasız bebeklerimize kanalize edilmesi Türk futboluna da büyük bir sosyal sorumluluk prestij kazandıracaktır.
Kampanya kutularına bozuk para atarak çaresizce evladını yaşatmaya çalışan anne babaların gözyaşını dindirmek, devlet ve spor kamuoyunun ortak iradesiyle hiç de zor değil. Milyon dolarların sahada top peşinde koştuğu bir ülkede, o dolarların küçük bir yüzdesiyle minik canları hayatta tutmak boynumuzun borcudur. Kaynak var, imkân var; geriye sadece bu vicdani kararı almak ve uygulamak kalıyor.