Babası nasılsa coşmuş, 1. sınıftan almış uçak biletini. Genç kız buna mutlu olsa da verilen fazla paraya da acıdı. Ankara-İstanbul uçağı 5 dakika gecikmeli kalktı. Kalkmadan az önce takım elbiseli, kravatlı bir adam telaşla gelip yanına oturdu:
- Öğrenci misin? diye sordu.
- Evet, öğrenciyim.
- Ne okuyorsun?
Bu sohbetten sıkılsa da cevap verdi:
- Felsefe okuyorum.
- Ya çok güzel, ben ... Bakanlığında .... yardımcısıyım; bana istediğini sorabilirsin, sana hayatın anlamını anlatabilirim.
Genç kız iyice sıkılmıştı;
- Ben size bir soru sorayım önce.
- İstediğini sorabilirsin.
- Peki; keçinin dışkısı bilye gibi dağılır, sığırınki lap lap düşer yere, aslanın ki ayrıdır; nedenini biliyor musun?
Adam şaşkınlıkla bakar, başını kaşır.
- Hayır, bilmiyorum.
- Siz bir şeyden anlamıyorsunuz, hayatın anlamını nasıl anlatacaksınız bana? diyerek noktayı koyar.
Adam öfkeyle bakar ama bir şey diyemez.
Aramızda bir şeyden anlamadığı halde şişine şişine gezen ne kadar çok adam var, değil mi?
Küçümsenen, "bir şey bilmiyorlar" denen gençler nasıl da bildiriyor hadlerini bunlara.
Eskiden belli kademeye gelmiş kişiler sınırlarını bilir, herkese tepeden bakmazlardı; şimdi durum değişti. Yalnızca devlet kademelerinde amcaları, dayıları olduğu için liyakatsiz de olsalar belli koltuklara oturtuldular, çıkan manzara da ortada. İşlerine gelmeyeni görmüyorlar, duymuyorlar. Ankara'ya yürüyen sendikalı işçileri de görmediler, duymadılar; bütün toplum ses vermeye başlayınca değiştirdiler tavırlarını, sorunu çözdüler.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü tüm yurtta ve Denizli'de coşku ile kutlandı. İşçiler, emekliler sorunlarını anlattılar, sloganlar attılar; sanırım yine duyulmadı sesleri, görülmedi birtakım gerçekler. Taksim Meydanı'na çıkan yollar tutuldu; gazlar, kelepçeler, gözaltılar... Hanelerine nefret puanı olarak yazılıp tarihin sayfalarına geçti.
1 Mayıs kutlamalarına gitmeye karar verip hazırlanırken çok değerli yakınlarımız kahveye ve özlem gidermeye geleceklerini bildirdiler. Çok da kalmadılar. Beni miting meydanına bırakmayı teklif edince çok mutlu oldum. Ulus Caddesi'nin bitiminde bıraktılar, oradan yukarıya yürüdüm. Grupların meydana girişlerini izledim, fotoğraflar çektim, sendikalı arkadaşlarımla buluştum. Birçok arkadaşımı görüp kısa süreli sohbetler ettim. Meydan rengârenkti.
Kırklı yaşlarda bir delikanlı gelip sarıldı, elimi öptü;
- Beni tanıdınız mı hocam? diye sorunca
- Hayır, tanıyamadım, dedim.
Atatürk Ortaokulu'ndan öğrencimmiş, üstelik sosyal medyada da arkadaşmışız; İsmail Hakkı Kuş'la Makine Mühendisi imiş.
Öğrencilerimi görünce mutlu oluyorum; meslekleri ne olursa olsun "Ne mutlu bana, güzel insanların yetişmesine katkıda bulunmuşum" diyorum kendime. Meydanda herkesin yüzü gülüyordu. Chamfort, "En boşa giden gün, kişinin gülmediği gündür" demiş.
Güzel demiş; keşke İstanbul'da da gülseydi yüzler.
23 Nisanlar'da koltuklara çocuklar oturtuluyor ya, 1 Mayıslar'da da işçiler oturtulmalı o koltuklara. Neler diyecekler, neler isteyecekler görmeli. Gerçekleşse emeğin sömürülmesi biter tüm dünyada. Meydanda saygı duruşunun ardından konuşmalara geçildi. DİSK adına, DİSK Emekli-Sen yönetiminden Zeynep Kural konuştu. Başlangıç cümlelerini alalım buraya:
"2026'nın 1 Mayıs'ında; sokağın sesini, mutfağın yangınını, yüreğin fırtınasını alıp alanlara geldik! Fabrikalarda, tarlalarda, ofislerde ve hayatın her alanında değer üretenler, hoş geldiniz. Şimdi, Burada, Hep Birlikte Haykırıyoruz: Bir Zincir Yitirenler Bir Dünya Kazanacak! O Dünyayı inşa Edecek Olanlar; işçiler, Emekçiler, Gençler, Kadınlar, Emekliler, Esnaf ve Çiftçi Kardeşlerim, Merhaba! Bugün, emperyalist kapitalist sistemin, hemen her yerde, kendi yarattığı derin krizleri aşmak için diktatörlüklere mecbur ve savaşlara mahkûm olduğuna tanık almaktayız."
Hakça, sömürüsüz günlerin yaşandığı 1 Mayıslar dileyelim.
Kaç çeşit yüzük vardır sizce?
Telaşlanmayın, ben hepinizin adına Google'a sordum bile:
"Yaygın yüzük çeşitleri ve isimleri:
Evlilik ve özel gün yüzükleri, tektaş yüzük, baget yüzük, alyans, tamtur yüzük, beştaş yüzük, 3 taş yüzük."
Google'ın unuttuğu bir yüzük çeşidi daha var: Akıllı yüzük.
Teknolojinin son ürünlerinden biri akıllı saat olur da akıllı yüzük olmaz mı? demişler ve yüzüğe sağlık verileri koymuşlar. 4 ile 8 gram ağırlığında olmasına karşın üç ya da altı sensör taşıyabiliyormuş. Kan basıncı takibi, uyku takibi, kalp verileri, oksijen ölçümü, vücut sıcaklığı ölçümü yanında temassız ödeme de yapabiliyormuş bu yüzükler. Alaaddin'in sihirli lambası gibi içinde dev taşımasa da çok yetenekli; şeker de ölçebilecek konumda. Evin akıllısı, saatin akıllısı, arabanın da akıllısı... Hafta sonunda şehir dışındaydım, tarlaya uçmuş bir otomobil gördük.
Dediler ki: "Kaza anında 112'ye mesaj ve konum göndermiş otomobil" Yalanım yok vallahi.
Cemal Süreya'dan bir şiirle noktalayalım yazımızı:
ÖYLE UZAKTAN SEVİYORUM SENİ
"Uzaktan seviyorum seni!
Kokunu alamadan,
Boynuna sarılamadan.
Yüzüne dokunamadan
Sadece seviyorum!
Öyle uzaktan seviyorum seni!
Elini tutmadan.
Yüreğine dokunmadan.
Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden.
Şu üç günlük sevdalara inat,
Serserice değil adam gibi seviyorum.
Öyle uzaktan seviyorum seni,
Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden.
En çılgın kahkahalarına ortak olmadan.
En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan.
Öyle uzaktan seviyorum seni!
Kırmadan,
Dökmeden,
Parçalamadan,
Üzmeden,
Ağlatmadan uzaktan seviyorum.
Öyle uzaktan seviyorum seni;
Sana söylemek istediğim her kelimeyi,
Dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim,
Masum beyaz bir kağıtta seviyorum."
Cemal SÜREYA
Hoşça kalın, dostça kalın, umutsuz kalmayın.