EGONUN DALGALARINDA SAVRULMAK

İnsanın hırsı, konjonktürel dalgalanmalara benzer: Bazen kontrol edilemeyecek kadar hırçın, sinirli ve tehlikelidir, bazen de dalgasız bir deniz kadar sakin, munis ve sevimli... İnsan, çoğu zaman kendi egosunun dalgaları arasında yön bulmaya çalışan bir yolcudur.

Gündelik hayatta bunun sayısız örneğini görebiliriz. İş yerinde son derece ölçülü davranan bir kişinin, beklemediği bir hayal kırıklığı karşısında içine kapanması; ailesine karşı şefkatli ve anlayışlı davranan bir insanın, yoğun sorumlulukların baskısıyla sessizleşmesi; yıllarca aynı çevrede yaşayan bir kişinin zamanla olaylara farklı pencerelerden bakmaya başlaması insan tabiatının değişken yönlerini ortaya koyar.

İnsan, her an patlamaya hazır bir volkan gibidir. Kimi zaman yıllarca sessiz kalan bir özlem, kimi zaman ertelenmiş bir beklenti, kimi zaman da fark edilmeyen bir kırgınlık gün yüzüne çıkabilir. İnsan ruhu, görünenin ötesinde derin katmanlar taşır.

Dün iyilik deryasında yüzen insanın yarın aynı olgunluğu sergileyeceğini kimse garanti edemez. Çünkü insanın öfkesi, kibri, nefreti, hüznü, beklentileri, yaşama sevinci, coşkusu, neşesi zaman içinde farklı yönlere evrilebilir. Hayatın getirdiği tecrübeler, karşılaştığımız olaylar ve üstlendiğimiz sorumluluklar bu değişimin görünmeyen mimarlarıdır.

Bir sınav sonucu, bir öğrencinin hayata bakışını değiştirebilir. Yıllarca emek verdiği işinden ayrılan bir kişi önceliklerini yeniden gözden geçirebilir. Anne-baba olan çiftler ise dünyayı farklı okumaya başlarlar. Çünkü insan yaşadıklarıyla birlikte yeniden şekillenir.

Bir bakarsın coşkulu bir bahar havasını yaşamaya başlar, bir bakarsın hüznün sarmalında kaybolur gider insan... Hayatın akışı da zaten buna işaret eder. Baharın canlılığı nasıl sonbaharın hüznünü içinde taşıyorsa insan da sevinçlerinin yanında kırgınlıklarını, umutlarının yanında endişelerini taşır. Bu durum bir eksiklik değil insan olmanın doğal sonucudur.

Her insan yaşına, kültürüne, mesleğine ve çevresine bağlı olarak farklı davranışlar gösterir. Gençlikte önem verilen bazı şeyler yıllar sonra anlamını yitirebilir; geçmişte devasa görünen meseleler zamanla sıradanlaşabilir. Tecrübe, insanın olayları değerlendirme biçimini sessizce dönüştürür.

Tam bu noktada egonun kontrol edilmesi hayatın merkezine yerleşir. Çünkü insanın asıl mücadelesi çoğu zaman dış dünya ile değil kendi iç dünyasıyladır. Sabır göstermek, öfkeyi yönetmek, hırsı dengelemek, beklentileri makul seviyede tutmak ve sahip olunan nimetlerin farkına varıp şükretmek, nefsi terbiye etmenin önemli duraklarındandır.

Nefis terbiyesi bir günün, bir haftanın veya bir dönemin işi değildir. Bu çetinler çetini mücadele, ömür boyu devam eden bir süreçtir. İnsan her gün biraz daha kendini tanıyarak, eksiklerini fark ederek ve duygularını yönetmeyi öğrenerek bu zorlu süreçte ilerler. Belki de gerçek olgunluk, kusursuz olmakta değil; değişken bir ruh hâline sahip olduğumuzu bilerek kendimizi sürekli geliştirme çabasında saklıdır.

Hayatın anlamlı tarafı burada karşımıza çıkıyor. İnsan, kendi iç dünyasını tanımaya başladıkça çevresini daha iyi anlamaya başlar. Kendine dürüst olduğu sürece başkalarına daha merhametli olur. Nefsini terbiye ettikçe huzurun dışarıda değil insanın kendi gönül ikliminde filizlendiğini fark eder.

Egonun dalgalarında savrulmamak için insanın kendini tanıması ve nefsini terbiye etmesi gerekir. Bu mücadele kolay değildir; sabır, irade ve sürekli bir çaba gerektirir. Nitekim Kur'an "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." diyor (Necm, 39). Bu kısacık ömürde insana düşen, iç dünyasındaki fırtınalara rağmen kendini her gün iyiliğe, güzelliğe, saygıya, sevgiye ve emrolunduğu şekilde dosdoğru olana yönlendirmek olmalıdır.

Kalın sağlıcakla. Gönlünüz huzur dolsun.