Ege’nin incisi İzmir’in en özel köşelerinden biri olan Alaçatı, trenle Burdur’dan başlayan yolculuğumuzun ertesi gününde bizi büyüleyen bir durak oldu. Geziyi organize eden gezi liderimiz Nurullah Özkan ve rehberimiz Mustafa Özkan’ın çabaları ile Egenin Kalbine doğru keyifle yol alıyoruz. Daracık taş sokakları, begonvillerle süslü cumbalı evleri ve her köşesinde hissedilen tarihî dokusuyla Alaçatı, ziyaretçilerine sadece bir gezi değil, adeta bir zaman yolculuğu yaşatıyor.
Alaçatı’nın bugünkü cazibesi, Osmanlı döneminde Rum ustaların inşa ettiği taş evlerden ve rüzgârıyla ünlü coğrafyasından geliyor. Bir zamanlar yel değirmenleriyle anılan bu kasaba, bugün butik otelleri, sanat galerileri ve restore edilmiş yapılarıyla geçmişi geleceğe taşıyor. Her taş duvar, her ahşap kapı, Alaçatı’nın kültürel mirasının sessiz bir anlatıcısı. Alaçatı’nın bugünkü cazibesi, 1980’lerden itibaren başlayan restorasyon hareketiyle ortaya çıktı. İlk olarak eski Rum taş evlerini satın alan sanatçılar, mimarlar ve girişimciler bu yapıları butik otellere ve konaklama mekânlarına dönüştürdü; böylece Alaçatı turizmin gözdesi haline geldi.
Kumru, Muhallebi ve Kurabiye Alaçatı sadece gözlere değil, damaklara da hitap ediyor. İzmir’in meşhur kumru sandviçi, bol kaşar ve sucukla hazırlanan doyurucu bir lezzet olarak sokaklarda karşımıza çıkıyor. Alaçatı’nın pastanelerinde ise geleneksel sütlü muhallebi ve bademli, sakızlı kurabiyeler misafirleri bekliyor. Bu tatlar, kasabanın samimi atmosferiyle birleşerek Alaçatı’yı gastronomi açısından da unutulmaz kılıyor.
Alaçatı’nın merkezinde yer alan Pazaryeri Camii, aslında 19. yüzyılda Rum ustalar tarafından inşa edilen bir kilise olarak ortaya çıkmıştır. 1830’larda başlayan yapım süreci 1874’te tamamlanmış ve “Ayios Konstantinos Kilisesi” adıyla ibadete açılmıştır. Üç nefli bazilikal planıyla dikkat çeken yapı, kalın taş duvarları ve zarif işçiliğiyle Alaçatı’nın Rum mimarisinin en önemli örneklerinden biridir. Cumhuriyet’in ilanından sonra camiye dönüştürülmüş ve “Pazaryeri Camii” adını almıştır. 2009-2010 yıllarında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarıyla hem kilise döneminden kalan ikonlar ve mermer ikonastasis ortaya çıkarılmış hem de cami kimliği korunmuştur. Bugün hem ibadete açık bir cami olarak kullanılmakta hem de Alaçatı’nın çok kültürlü tarihini yansıtan bir kültürel miras örneği olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır.
Sonuçta Alaçatı, sadece gezilecek bir yer değil; tarih, kültür ve lezzetin iç içe geçtiği bir yaşam deneyimi. Burdur’dan başlayan yolculuğumuzun İzmir durağında, Alaçatı bize Ege’nin neden bu kadar özel olduğunu bir kez daha hatırlattı. Alaçatı durağımız Trenle Ege'nin Kalbine Yolculuk programımızın 3. Bölümü oldu. Çok yakında TV’lerden veya Youtube kanalımdan da izleyebilirsiniz.