EGE’NİN İKİ YAKASINDA RODOS VE GÖKÇEADA

Ege Denizi’nin maviliklerinde yükselen iki dev ada:

Biri şövalyelerin izinde dünya markası olan Rodos, diğeri ise Türkiye’nin en batı ucu, rüzgârın ve huzurun adresi Gökçeada.

Peki, coğrafi olarak aynı denizi paylaşan bu iki ada, turizm pastasından neden bu kadar farklı paylar alıyor?

COĞRAFİ BÜYÜKLÜK VE KAPASİTE FARKI

Öncelikle rakamlarla karşılaştıralım. Rodos ve Gökçeada, fiziksel kapasite açısından aynı değil. Rodos, yaklaşık 1.400 km2’lik alanı ile Gökçeada’nın 280 km2 tam 5 katı** büyüklüğünde. Bu durum, Rodos’a sadece daha fazla toprak değil, aynı zamanda devasa bir havalimanı, binlerce yataklı otel zincirleri ve geniş bir lojistik ağ sağlıyor. Rodos yılda 2.5 milyondan fazla yabancı turisti ağırlarken, Gökçeada’da bu sayı 1.5 milyon civarında kalıyor ve ziyaretçilerin büyük çoğunluğunu yerli turistler oluşturuyor.

Rodos adasinda en cok turist çeken yerlerden biri Lindos köyü.

"Lindos, Türkiye’den nereye benziyor?" diye düşündüm.

Rodos’un mücevheri Lindos'u incelediğimizde, aslında Türkiye’nin birçok noktasında Lindos’un genlerini taşıyan yerler olduğunu gördüm. Ancak biz bu parçaları bir araya getirip, küresel bir Lindos benzeri bir köy yaratmakta zorlanıyoruz.

Kale ve Akropol Heybetiyle Alanya Kalesi: Lindos’un denize hakim o görkemli kalesi, bizim Alanya Kalesi’yle mimari bir akraba gibidir. Ancak Lindos, kalenin eteklerindeki yerleşimi bir müze gibi korumayı başarırken; Alanya daha çok modern şehirleşmenin gölgesinde kalmıştır.

Beyaz Mimari Dokusuyla Bodrum: Lindos’un meşhur beyaz badanalı sokakları ve begonvilleri, geleneksel Bodrum mimarisinin ruh ikizidir. Fakat Bodrum kitle turizmine kapılarını açarken, Lindos "lüks butik" kimliğini koruyarak birim turist başına düşen geliri maksimize etmiştir.

Deniz ve Tarih Senteziyle Simena (Kaleköy): Lindos’taki o antik kalıntılarla iç içe geçmiş deniz kasabası havasını en saf haliyle Antalya-Simena’da buluruz. Her iki yer de araç trafiğinden uzak olsa da, Lindos bu izolasyonu bir "ayrıcalık" olarak dünyaya satarken, biz Simena’yı hala saklı bir hazine olarak tutuyoruz.

Butik Yerleşim Ruhuyla Şirince: Lindos’un dar ve tarihi sokaklarındaki alışveriş ve gezi kültürü, İzmir’in Şirince köyünü anımsatır. Ancak Şirince’nin bir dağ köyü olması onu deniz turizminden koparırken; Lindos hem dağı hem denizi birleştiren bir avantajı kullanmaktadır.

NEDEN RODOS ÖNDE?

Rodos’un başarısı sadece büyüklüğünden değil, erişilebilirlik ve hizmet standardından geliyor. Dünyanın dört bir yanından doğrudan uçuşların olduğu Rodos, turisti kapısında karşılarken; Gökçeada hala feribot kuyrukları ve sınırlı ulaşım imkanlarıyla mücadele ediyor. Yatırımcı, turistin her koşulda adaya ulaşabileceğinden emin olduğu noktada sermayesini o toprağa akıtıyor.

Rodos, bir endüstriyel turizm devi olmuş. Gökçeada ise potansiyeli henüz tam keşfedilmemiş bir cevher. Lindos’un dünyaca bilinen beyazını Şirince’nin yeşiliyle, kalesini Alanya’nın görkemiyle, denizini Simena’nın berraklığıyla birleştirdiğimizde ortaya muazzam bir potansiyel çıkıyor.

Türkiye’nin en batı ucunda güneşin en son battığı topraklarda, sayıları değil niteliği konuşmaya başladığımız gün; Gökçeada sadece yerli turistin değil, dünya gezginlerinin de "ana durağı" olacaktır. Tarihi sadece korumak yetmez, onu dünya standartlarında bir yaşam alanına ve pazarlanabilir bir markaya dönüştürmek gerekir.

Bu arada Denizli olarak biz ne yapabiliriz? Yerli ve yabancı turist çekecek bir köyümüz Pamukkale dışında neresi olabilir? Haydi biraz düşünelim.