Geçenlerde Asri mezarlık camisinde, eşim ile birlikte bir tanıdığımızın cenaze törenine katıldık. Hayat bir gün, bir noktada son buluyor. Bizler doğum ile ölüm arasındaki zamana hayat diyoruz. Hayat hepimize hiçbir bedel ödemeden verilmiş, en büyük armağandır. Cami avlusunda yan yana sıralanmış, üç tane tabut vardı. Tanıdıklarıma başsağlığı diledikten sonra, cenaze namazını beklerken, her üç cenaze yakınlarının yanlarına tanıdıkları gelip baş sağlığı diliyordu. Doğal olarak konuşmaları bizler de duyuyorduk.
Bir toplumun ruhu, çoğu zaman dilinde saklıymış. Cenaze törenine katılanların soruları adeta dank diye kafama çarptı. Daha önce bu konuşmaları hep duyardık. Bizlere sıradan, olması gereken konuşmalar gibi gelirmiş. Konuşmalar o gün farklı bir anlamı çağrıştırdı nedense. Cenaze törenine gelenler “ başınız sağ olsun, Allah rahmet eylesin”, “sizin cenaze hangisi?”, “Cenaze hangi mezarlığa defnedilecek?”, “ Cenaze mezarlıktan önce eve gidecek mi?” diye benzeri sorular soruyorlardı.
Bilindiği üzere kelimeler sadece iletişimin aracı değildir. Ortak hafızanın, kültürel kodların taşıyışıdır aynı zamanda. O gün benim dikkatimi çeken, soranlar hiç ölenin ismini telaffuz etmiyorlardı. Tüm konuşmalarda ve sorularda “cenaze” kelimesi geçiyordu, ölenlerin isimleri unutulmuştu. Aliler, Veliler, Ayşeler, Fatmalar musalla taşında değişmiş, “cenaze” olmuştu. İnsanlarda ilk ölen, kişinin ismi oluyor demek ki!
Bir film şeridi gibi doğumdan-ölüme, tüm yaşam gözümün önünden geçti. Çocuklar doğduklarında, haklı olarak anneler babalar heyecanla çocuğa konacak ismi bulmaya çalışıyorlar. Daha önceki yıllarda, konacak ismi dedeler-nineler pek de anne babaya bırakmazlardı. Konacak isim nedeni ile bazı eşlerin arasında burukluk yaşandığını, bazı ailelerde nine ve dedelerin; “ benim ismim konmadı” diye, gelin veya damada küstüklerini çok gördük, duyduk.
Musalla taşında, insanları isim olarak sormayıp da, “cenaze” diye hitap ettiklerini duyunca; İsim koyarken benim dediğim olmadı, benim ismim neden konmadı diye küskünlük yaratmaların; ne kadar anlamsız olduğunu düşündüm. Ne isim verilirse verilsin sonuç, bütün isimler musalla taşında, “cenaze” oluyor.
Cami avlusundaki üç tabut bana; yaşamın bedeli yaşlanmakmış, yaşama yıllar katmak yerine yıllara yaşam katmak için çabalamalıyız, sözünün doğruluğunu hatırlattı. Bu nedenlerle yaşamda ismin, ismin önündeki Avukat, Doktor, Prof, başkan, zengin, yakışıklı, güzel olmasının hiçbir anlamı yok. İsmin kazandırdığı malın, mülkün, araba markasının, o ismin oturduğu mevki ve makamın hiç bir önemi yok. Sonuçta her isim ve herkes musalla taşında cenaze olarak anılacak.
Okuduğum bir kitapta, ’yaşam aldığımız nefes sayısı ile değil; nefesimizi kesen anların sayısı ile ölçülür’ diyordu. Hepinizin yaşamında, nefesinizi kesecek anların çoğalması dileği ile sağlıklı kalın.