BİZE NE OLDU!?

Bugün 1 Haziran Pazartesi…

Takvimler yaz mevsimini bu günle başlatır. Önümüzde uzun bir yaz mevsimi duruyor.

Kurban Bayramı’nın ardından şehrimiz yeniden günlük hayatın temposuna dönüyor. Bayramın tatlı telaşını geride bırakırken içimde şu duygu beliriyor.

Sessiz bir hüzün…

Etrafıma bakıyorum; aynı sokaklar, tanıdık simalar, aynı çevre…

Sonra kendi kendime soruyorum:

Acaba değişen hayatımız mı, yoksa farkına varmadan biz mi değişiyoruz?

Bayramlar, günlük hayatın koşuşturması içinde unuttuğumuz bazı duyguları yeniden hatırlatıyor.

Paylaşmayı, hâl hatır sormayı, gönül almayı…

Bu bayramda da dostlar yeniden hatırlandı. Ulaşabildiğimiz eller sıkıldı, ziyaretler yapıldı, sofralar kuruldu.

Fakat bütün bunların arasında insan ister istemez geçmişe, biriktirdiği hatıralara da gidiyor.

Bir zamanlar bayram sabahları erkenden kalkar, büyüklerimizin elini öpmek için sabırsızlanırdık. Uzakta isek yollara düşerdik. Evlerimiz daha kalabalık, sofralarımız daha bereketliydi.

Sanki gönüllerimiz birbirine daha yakındı.

Şimdi o büyüklerin bir kısmı aramızda yok. O çocuklar büyüdü, hayatın koşuşturmasına karıştı.

Belki de beni düşündüren biraz da hayatın bu tarafı…

Çevremize baktığımızda birçok şey yerli yerinde duruyor gibi görünüyor.

Yollar yerinde, evler yerinde, meydanlar yerinde…

Ama zaman en çok insanı değiştiriyor.

Yaşadıklarımız, sevinçlerimiz, kırgınlıklarımız bizi fark etmeden değiştiriyor.

Çoğu zaman bunun farkına bile varamıyoruz.

Bir yandan da hayat kendi akışı içinde sürüp gidiyor.

Bu yıl güzel bir bahar yaşadık.

Yağmurlar vaktinde yağdı. Toprak suya kavuştu, barajlar doldu. Tarlalar, bahçeler nefes aldı. Çiftçimizin yüzü biraz olsun güldü.

Kuraklıktan bahsederken mahalle çeşmelerindeki olukların dolu dolu akması hepimizi sevindirdi.

Bazen fark etmiyoruz ama hayatımızı sadece çevremiz şekillendirmiyor. Yağan yağmurun, esen rüzgarın, mevsimlerin zamanında yaşanmasının da hayatımızda büyük payı var.

Tabiat bize sessizce şu gerçeği hatırlatıyor:

Her şey ölçüsünde ve zamanında güzel.

Yağmur vaktinde yağınca bereket oluyor. Güneş vaktinde doğunca hayat can buluyor.

İnsan da böyledir.

Sevgisinde, sözünde, öfkesinde, sevincinde ölçülü olduğu zaman güzeldir. Kendi içindeki dengeyi koruyabildiğinde hem huzur bulur hem de çevresine huzur verir.

Ölçü kaybolduğunda ise kırgınlıklar çoğalır, insan kendi huzurunu da kaybetmeye başlar.

Hepimizin bildiği şu söz, ne kadar anlamlı ve güzel:

“Azı karar, çoğu zarar.”

Bu söz yalnızca günlük ihtiyaçlarımız için değil; sevgimiz, sevincimiz, öfkemiz ve kızgınlıklarımız için de geçerlidir.

Bu satırları yazarken yıllar önce kaleme aldığım bir şiirim geldi aklıma.

O şiirimde;

“Dağlar aynı dağlar, bülbül ne oldu!” diye sormuştum.

Bugün o mısranın ne demek istediğini daha iyi anlıyorum.

Dağlar da yerinde duruyor, yollar da…

Çoğu zaman değişen çevremiz değil, insanın kendisidir.

Belki de bu yüzden ara sıra dönüp kendimize bakmamız, çeki düzen vermemiz gerekiyor.

Önümüzde uzun bir yaz mevsimi var.

Bu yaz etrafımızda nelerin değiştiğine bakmadan önce, kendimizde nelerin değiştiğine bakabilmeyi diliyorum.

Belki o zaman sorumuzun cevabını da bulmuş oluruz.

Sağlık ve esenlik dileklerimle…

İyi haftalar!

BİZE NE OLDU?

Bülbül gülistandan uçtu dağlara

Dağlar aynı dağlar, bülbül ne oldu!

Mecnun kahır ile çıktı çöllere

Çöller aynı çöller, Mecnun ne oldu!

Gördüm, dünya yine aynı dönüyor

Yolcuları yola çıkmış, yürüyor

Kimi yorgun, kimi ayak sürüyor

Yollar aynı yollar, yolcu ne oldu!

Sıradadır dertler gelip çatmaya

Fırsatını bulup, künde atmaya

Zamanım kalmadı hesap tutmaya

Hayat aynı hayat bize ne oldu!

Geceler, karanlık hüzünlere eş

Darmadağın eder, doğunca güneş

Tahtlar viran olur, düşünce ateş

Ocak aynı ocak, küle ne oldu!

Biliyorum, her yolun bir sonu var

Kimi yol dikenli, kimi yollar dar

Bir fırtına kopar, sonra yağmur, kar

Meydan aynı meydan, harman ne oldu!

Çok sözüm var söylenecek dilimde

Desen desen işlenmeli kilimde

Mecalim kalmadı, garip hâlimde

Beden aynı beden bana ne oldu!

Bahçe aynı bahçe güle ne oldu!

(Pınarcık Çelmesi, 2024, S.34)