BİRBİRİMİZİ KAYBETMEK Mİ? BİRBİRİMİZİ BULMAK MI?

Son yıllarda etrafımıza baktığımızda, bir şeylerin değiştiğini fark etmemek neredeyse imkansız. Ama bu değişim tam olarak ne? İnsanlar daha yalnız, ilişkiler daha sığ ve her geçen gün daha fazla insan geleceğe dair belirsizlik hissediyor. Hadi bir an durup düşünelim: Ne zaman son kez gerçekten durup çevremize baktık? Ne zaman son kez bir yabancıya gülümsedik? Ya da başkalarının dertlerine gerçekten kulak verdik? Bugün, sosyal çöküş dediğimiz şeyin başlangıcı, aslında bu küçük ama derin kopukluklardan doğuyor. Birçoğumuz bu durumu kabullenmiş gibi görünüyoruz, dillendiriyoruz ama belki de tam olarak fark etmiyoruz.

Sosyal çöküş, genellikle büyük ve korkutucu bir kavram olarak düşünülür ama gerçekte, her gün yaşadığımız küçük anlarda başlıyor. Teknolojinin hızına yetişmek mümkün değil, hızla gelişiyor, her an bir şeyler değişiyor. Hepimiz bir arada olduğumuzu zannederken, aslında çok daha uzaklaştık. Herkes kendine bir dijital dünya kurmuşken, gerçek bağlantılar giderek azalıyor. Birbirimizin gözlerine bakmaktan korkar hale geldik. Sokakta yürürken, kimse kimseye selam vermiyor. Düşünsenize, en basit insan ilişkilerinin bile makinelerle yer değiştirdiği bir dünyada, gerçek insanlık nerede kaldı?

Toplumun dinamikleri değişiyor ve buna ayak uydurmak gitgide zorlaşıyor. Eskiden insanlar daha çok yüz yüze iletişim kurardı, bir araya gelirdi. Ama şimdi, herkes ‘çok meşgul’ ve sosyal medyada daha fazla var olmanın peşinde. Ne yazık ki bu, daha fazla yalnızlık getiriyor. İnsanlar birbirini görmekten, anlamaktan, yardım etmekten çekinir hale geldi. İletişim, aidiyet, insan olmanın özü. Eskiden komşularımızla konuşur, dostlarımızla derin sohbetler yapardık. Şimdi ise bir “like” için, bir “takipçi” için çırpınıyoruz. Ama bu çırpınış, ne yazık ki içimizi boşaltıyor. Her gün onlarca beğeni alıyoruz ama kaçımız gerçek bir kahkaha duyabiliyoruz? İnsanlar yalnız, hep yalnız. Sosyal medya üzerinde binlerce “arkadaş” ımız olsa da, gerçekte yanımızda kimse yok.Herkes kendi dünyasında, bir adım ötesindeki gerçekliği görmekte zorlanıyor. Teknolojiyle aramızda kurduğumuz mesafe, bazen insan olmanın ne demek olduğunu unutturuyor. Bir 'merhaba' bile daha nadir hale gelmeye başladı. Bir “beğeni” almak, insanı mutlu etse de, gerçek bir bağ kurmuyor. Düşünsenize, aynı ortamda fiziksel olarak bulunan ama telefonlarına gömülmüş insanları… Aile yemeklerinde bile herkes telefonuna odaklanırken, kimse birbirine gerçek anlamda bir şey anlatmıyor. Bu, yalnızlık hissini tetikliyor. Çözüm olarak, belki de aile bireyleri veya arkadaş grupları olarak, telefonları bir kenara bırakıp, sadece “orada olma” eylemine odaklanmalıyız.

Ve belki de bu yalnızlık, toplumsal çöküşün aslında en görünmeyen ama en derin belirtisi. İnsanlar giderek daha fazla ‘ben’ demeye başladı. Çevremizdeki herkes kendi alanını yaratmaya çalışırken, toplumsal bağlar giderek zayıflıyor. Eskiden komşular, arkadaşlar bir araya gelir, birbirlerine yardım ederdi. Ama şimdi, her şey ‘benim’ etrafında döner oldu. Bu kadar bencilce bir dünya yaratınca, her birimizin içinde bir eksiklik doğuyor. Kimse gerçekten başkasını anlamıyor, kimse gerçekten birbirine dokunmuyor. O yüzden her şey biraz daha kopuk, biraz daha yalnız.

Toplum olarak birbirimizi kaybediyoruz; belki de çözüm, yeniden birbirimizi bulmakta saklı. Çünkü sosyal çöküş, büyük bir kriz değil, küçük ama derin kopukluklardan doğuyor.

Peki, bu noktada ne yapmalıyız? Belki de çözüm, küçük şeylerde saklı. Her birimiz, önce kendimizi fark etmeli ve sonra başkalarını. Birine selam vermek, birine yardım etmek, birinin derdini dinlemek gibi basit şeyler, belki de bu büyük çöküşü engellemek için en etkili adımlar olacak. Çünkü sosyal çöküş aslında büyük bir şeyin çökmesi değil, küçük bir şeyin kaybolmasıdır: Birbirimizi kaybetmek. Eğer yeniden insan olmayı hatırlarsak, belki de kaybolan her şeyi geri bulabiliriz.

Toplum olarak birbirimizi kaybediyoruz; belki de çözüm, yeniden birbirimizi bulmakta saklı." Başka bir deyişle, "Birbirimizi kaybetmek" sadece bir gözlemdir; "Birbirimizi bulmak" ise yapılabilir, eyleme geçirilebilir bir hedeftir.