“Geçsin günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar; zaman sanki bir rüzgâr ve bir su gibi aksın. Sen gözlerimde bir renk, kulaklarımda bir ses ve içimde bir nefes olarak kalacaksın.”
Sözleri Enis Behiç Koryürek’e, bestesi Erol Sayan’a ait olan bu şarkı geldi aklıma. 2025’in Aralık ayında başladığımız Güneş yazıları, bir yılı geçip mayıs ayına ulaştı. Ne kadar okunuyor, ne kadar güzellik katıyor bilemiyorum. Umarım yararı, keyfi oluyordur size.
“Geçen hafta...” diye başlayacaktım aslında; aylar, mevsimler geldi geçti. Geçen hafta akıllı yüzükten, akıllı saatten söz etmiştik teknolojinin yeni ürünleri olarak. Oksijen Gazetesi'nin son sayısında Profesör Osman Müftüoğlu’nun yazdıklarını görünce paylaşmak istedim küçük bir bölümü.
Yazının başlığı: “Bir Saat Erken Uyudum, Bakın Neler Değişti.”
“Küçük bir deney yaptım, her gece saat 23.00’te yattım. Kolumda uykuyu ölçen saat, parmağımda akıllı yüzük. Başlangıçta 7 saat 10 dakikalık toplam uykunun 48 dakikası derin uyku, 1 saat 5 dakikası REM uykusuydu. Sabah, biraz daha uyusam hissi vardı. 7 gün sonra hikâye değişti; derin uyku 2 katına çıktı, REM belirgin arttı. Takviye, yeni cihaz yok; sadece zamanı değiştirdim. Yani beyin dedi ki: ‘Sen bana doğru zamanı verirsen ben işimi yaparım.’”
REM nedir diye baktım. REM, hızlı göz hareketi; uykunun, rüyaların aktif olduğu, gözlerin kapalıyken hızla hareket ettiği ve kasların geçici olarak felç olduğu dördüncü evresidir. Toplam uykunun %20-%25’ini oluşturan bu evre; hafıza, öğrenme ve beyin hücrelerinin yenilenmesi için kritiktir. REM için daha fazla bilgiyi araştırıp öğrenebilirsiniz. Anlaşılan şu ki geç saatlere kadar uyumamak bünyeye zararlı.
Denizli’nin kızı, tozu ve horozu meşhur derler hep. Bir ekleme yapayım: Efelerin Efesi Küçük Ağa’sı Ceyhan Çobanoğlu da meşhur. Delikliçınar Meydanı’ndan Bayramyeri yönüne doğru birkaç adım attığınızda pasajın girişinde büfe işletiyordu; yorulduğu için bırakmış.
“Hayatı tesbih yapmışım sallıyormuşum,
Adını duydukça ağlıyormuşum.
Deli diyorlarmış benim hâlime,
Gelmişine geçmişine sayıyormuşum.”
Şarkısını bilirsiniz. Ceyhan da hayatı tesbih yapıp sallıyor. Zaman zaman gülüyor, zaman zaman ağlıyor hayatın getirdiklerine; bazen de sayıyor gelmişine geçmişine belki de... Şimdi yine aynı yerde tesbih satıyor, çakmak satıyor. Küçük Ağa’nın yanına oturup sohbet ettim biraz. 1966 yılında Denizli’de doğmuş. Şöyle anlattı hayat hikâyesini:
“İlkokulda kalbim delikti. 16-17 basamaklı okula öğretmenim Süleyman Çelikel, kucağına alıp çıkarır indirirdi; hatta teneffüslerde bile ihmal etmezdi beni hiç. Fiziğimle alay edenlere çok kızardım, durumuma üzülürdüm önceleri. Şimdi aldırmıyorum. Güzel bir evlilik yaptım, iki çocuğum oldu. Oğlum Atakan’ı 27 yaşındayken kötü bir hastalıktan kaybettim. Kızım Merve ve torunlarımla, bir de bu tesbihlerle acımı unutmaya, bastırmaya çalışıyorum. İki torunum var; Atakan’ın oğlu 9 yaşında, Merve’nin oğlu bir buçuk yaşında. Abim Celil Çobanoğlu her zaman yardımcı oldu bana. Anne babama, abime, kızıma varlıkları için minnettarım. Almanya’da bir sirkte üç yıl çalıştım. Paramı zor alabildim, döndüm. İsviçre’den diş tedavisi için gelen bir aileyle tanıştık. Onlara yardımcı olup misafir ettik. Bizi İsviçre’ye davet ettiler. Abim Celil Çobanoğlu ile 15 gün kalıp döndük. 42 yıl büfe çalıştırdım, yoruldum, emekli oldum, kapattım. Bu gördüğün tesbih standını açtım; burada oyalanıyorum, ekonomik kazanç sağlamaya çalışıyorum.”
Efelerin Efesi Küçük Ağa Ceyhan Çobanoğlu’nun hikâyesi bu. Onu herkes seviyor; güler yüzü ile mutluluk saçıyor çevresine. Uzun, sağlıklı, mutlu bir yaşam diliyorum Küçük Ağa Ceyhan Çobanoğlu’na.
*****
Okullarda şiddet aldı başını gidiyor ülkemizde. Son olay ODTÜ’de patladı. Kayyum rektörün yönetememe, yönetmeme becerisi sonucu palalı teröristlerden sonra kutsal bayrağımıza da saldırıldı en sonunda. Laikliğe, Türklüğe, bayrağa, Atatürk’e ve devrimlerine düşman olanları kınıyorum. Yazıklar olsun size. Bu millet size sandıkta güzel bir ders verecek, bağımsız Türk yargısı da hesabını soracak elbette.
*****
Geçtiğimiz pazar Anneler Günü’ydü. Yaşayan anneler ziyaret edildi ya da aranıp gönülleri alındı; yitirdiklerimiz güzel anılarıyla anlatıldı yakınlara, dostlara. “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” demiş eskiler. Bağdat’ın güzelliğini aşan diyarlar oluştu artık. Ama “Ana gibi yar olmaz.” düşüncesi zihinlerde altın değerindeki yerini koruyor. Analar çocuklarına göre yardır, analara göre de yar olan çocuklardır. Yaşayan annelere sağlık, mutluluk; yitirdiklerimize rahmet diliyorum.
Doktor Metin Vural’ın Anneler Günü şiirini çok sevdim:
ANAM
Ne çok tatlı geldi bize
Acımızı azaltmadı
Ayrılıkla geldik dize
Gözlerimde yaş kalmadı
Anamdı varan sonuna
Ulaştı cennet yoluna
Giderken girdim koluna
Gözüm arkada kalmadı
Erişti ilahi aşka
O kalsa, gitseydim keşke
Ananın yeri bambaşka
Ne yapsam yeri dolmadı
Teselliler gitti boşa
Böyle acı gelmez başa
Mezarına koşa koşa
Girseydim derdim kalmazdı
Koca bir boşluk içimde
Her gün bir başka biçimde
Sızı olsa her dişimde
Böylesine sızlamazdı
Yaşı kırk beş değil doksan
Ne bir fazla ne bir noksan
Yüreğime hançer soksan
Canım bu kadar yanmazdı.
Yüreğim yandı kavruldu
Acıdan acıya savruldu
Içimdeki gül kurudu
Anam olsaydı solmazdı.
Dr. Metin Vural
*****
Yine bir yazıyı noktalarken, *Hoşça kalın, dostça kalın, sanatsız, umutsuz kalmayın” diyorum.