Betonun Değil, Bereketin SİT Alanı: GIDADA "MİLLİ GÜVENLİK" REÇETESİ

​Türkiye bir yol ayrımında. Bir yanda verimli ovalarımıza, meralarımıza göz dikmiş "villa" projeleri ve hobi bahçesi adı altındaki betonlaşma; diğer yanda ise sofralarımızın geleceği olan tarım ve hayvancılık. Bugün geldiğimiz noktada, toprağı sadece bir "gayrimenkul" olarak görme lüksümüz kalmadı. Artık ihtiyacımız olan şey, tarım ve hayvancılık arazilerini sadece kanunla değil, "Tarımsal SİT Alanı" statüsüyle koruma altına almaktır.

​Neden "Tarımsal SİT"?

​Bugün arkeolojik bir buluntu çıktığında ya da nadir bir kuş türü görüldüğünde ilan edilen "SİT" statüsü, o bölgeye çivi çakılmasını engelliyor. Çünkü gerçekten tarihi eser ve kalıntılar çok önemli ve değerli. Peki, bizi besleyen toprak, o tarihi eserden daha mı az değerli? Mevcut 5403 sayılı kanun kapsamındaki "Büyük Ova" koruması, ne yazık ki imar baskısı ve yerel yönetimlerin esneme payları arasında delik deşik edilebiliyor.

​Önerimiz net: Stratejik öneme sahip tüm tarım arazileri ve meralar "Mutlak Koruma Kuşağı" ilan edilmelidir. Bu kuşak, toprağı mülkiyet sahibinin keyfinden de, müteahhidin iştahından da koruyacak hukuki bir zırh olmalıdır.

​Üreticiye "Mahalle Baskısı" Son Bulmalı

​Bugün hayvancılık yapan bir üreticinin en büyük kabusu, yan tarlasına dikilen lüks villalardır. O villaya taşınanlar, bir süre sonra "hayvan kokusundan veya gürültüden" şikayet ederek yılların üreticisini yerinden ediyor. "Müdahale Sınırı" kavramı tam burada devreye girmeli. Eğer bir bölge Hayvancılık SİT alanıysa, oraya gelen kişi kokuyu da gürültüyü de peşinen kabul etmiş sayılmalı; üretici, sonradan gelenin konforu için üretiminden koparılmamalıdır.

​Karar Yerel Siyasette Değil, Özerk Kurulda Olmalı

​Bir arazinin tarım dışına çıkarılması kararı, yerel siyasi dengelerin veya ranta dayalı belediyeciliğin inisiyatifine bırakılamaz. Tıpkı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulları gibi, "Özerk Tarım Koruma Kurulları" kurulmalıdır. Bilim insanlarından, ziraat mühendislerinden ve uzmanlardan oluşan bu heyetin onayı olmadan, o toprağa bir kazma kürek dahi vurulamamalıdır.

​Sonuç Olarak...

​Toprak, üzerine villa dikip bir kez satacağımız bir sermaye değil; nesiller boyu bizi besleyecek bir mirastır. "Amaç dışı kullanım yasağı" lafta kalmamalı, toprağın toplum yararına kullanımı anayasal bir zorunluluk haline getirilmelidir.

​Betonun soğuk yüzünü değil, toprağın sıcak bereketini seçmek zorundayız. Aksi takdirde, bugün lüks villaların balkonundan izlediğimiz o manzaralarda, yarın yiyecek bir lokma ekmek bile bulamayabiliriz. Gelin, vakit varken toprağımıza "SİT" diyelim, geleceğimizi mühürleyelim.