Bugün 10 Kasım 2025.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 87. yılında onu saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.
Benim büyüdüğüm çevre, bize çocukluğumdan beri Atatürk’ü sevmeyi öğretti.
O sevgi öyle içimize işlemişti ki, 10 Kasım törenlerinde Atatürk anlatılırken gözlerimiz dolar, yüreklerimiz titrerdi.
Hüzünle gururun iç içe geçtiği o anları hiç unutmam.
Atatürk sevgisi, içimizdeki en derin ve en temiz duygulardan biri olarak hep kaldı.
Atatürk, bizim için bir liderden öte; doğruluğun, cesaretin ve onurun simgesidir.
“Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir.” derken, bu söze ömrü boyunca sadık kaldı.
Rüzgârın yönüne göre değil, doğrunun yönüne göre yürüdü.
Ardında yalnızca güçlü bir Cumhuriyet değil, onu yaşatacak bir ruh ve karakter bıraktı.
“Bir milletin büyüklüğü, fertlerinin ahlâk ve karakterinin yüksekliğiyle ölçülür.” sözü, onun hayat anlayışını en sade biçimiyle anlatır.
Bugün bize düşen, o karakteri yaşatmak; hangi rüzgâr eserse essin, yönümüzü doğruluktan ayırmamaktır.
Büyük Atatürk’ün şu sözü ne kadar anlamlıdır:
“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Bu söz, bir liderin milletine duyduğu güvenin ifadesidir.
Hazan mevsimindeyiz…
Rüzgârla savrulan yapraklara bakarken ister istemez bazı insanları düşünüyorum; rüzgâr hangi yönden eserse oraya yönelen, bulunduğu ortama hemen uyan insanlar…
Kökünden kopmuş bir yaprak gibi, nereye ait olduğunu unutanlar…
Bu hâli hem hüzünle hem ibretle izliyorum.
Oysa insanın gücü köklerindedir.
Kökü sağlam olanın dalı kırılsa da toprağını bırakmaz.
Rüzgâr diner, fırtına geçer ama o kök yine oradadır.
Değerlerine tutunan insan da öyledir; değişen rüzgârlarla savrulmaz, yönünü kaybetmez.
Maalesef birçok insan “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” anlayışıyla yaşıyor.
Oysa Atatürk bize tam tersini öğretti:
Haksızlık karşısında susmamak, doğru bildiğin yoldan dönmemek…
Ne yazık ki çıkarına göre yön değiştirenler hiçbir dönemde eksik olmamıştır.
Köprüyü geçene kadar her şeye boyun eğenler, sonunda o köprünün yıkıldığını, geç de olsa fark ederler.
Çünkü ilkesizlik arttıkça güven azalır, sadakat yerini menfaate bırakır.
Atatürk’ün şu sözü bir ilke olarak hafızalarımıza kazınmalıdır:
“Cumhuriyet, ahlâk üstünlüğüne dayanan bir idaredir. Ahlâk olmayan bir toplum özgür olamaz.”
Erdemli insan, rüzgâra göre yön değiştirmeyen insandır.
Doğruluk bazen yalnız bırakır ama asla yarı yolda bırakmaz.
Mevlânâ’nın “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” sözü, aslında Atatürk’ün hayatının da bir özetidir.
Atatürk, yalnız kalmayı göze almış bir liderdi.
Doğru bildiği yoldan asla dönmemiş; kalabalıkların alkışını değil, vicdanının sesini dinlemiştir.
Belki de bu yüzden ölümsüzdür; bu yüzden Türk milletinin gönlünde sarsılmaz bir yer edinmiştir.
Bir duvar yazısında şöyle diyordu:
“Yanlışın arkası kalabalık diye doğrudan vaz mı geçelim?”
Ne kadar doğru bir söz!
Doğruluk çoğu zaman kalabalıkların içinde değil, sessizliğin içinde saklıdır.
Hazan mevsimi geçer, bahar mutlaka gelir.Yapraklar dökülse de kökler sağlam kalırsa, ağaç yeniden filizlenir.
Atatürk’ün ilkeleri bu toprağa öyle derin işlenmiştir ki, hangi rüzgâr eserse essin, yönümüz hep aynı kalacaktır.
Yolumuz bellidir:
Bu yol, Atatürk’ün yoludur.
Doğruluğun, çalışmanın, ilerlemenin yolu…
Bu yolda yılmadan yürümek, başarmak için güç kaynağımız da bellidir;
“Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’te, onun izinde yürümek en büyük onurumuzdur.
Atatürk sevgisi yüreğinizden hiç eksilmesin.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Sağlık ve huzur dileklerimle…
İyi haftalar.