İmamoğlu ve tutuklu belediye başkanları dosyasının kilit ismi olan, hakkında 750 yıl hapis cezası istenen suç örgütü lideri Aziz İhsan Aktaş tutuksuz yargılanıyor. Belediye başkanları ise cezaevinde.
İmamoğlu’nu bu noktada ayırıyorum; dosyası gerçekten karmaşık, suçlamalar çok sayıda ve ağır.
Peki diğerleri?
750 yıl hapis cezası istenen bir isim evinde, tutuksuz. Belediye başkanları ise tutuklu. Bunun makul ve ikna edici bir hukuki gerekçesi yoksa, Özgür Özel’in itirazı haklıdır. Ya o isim de tutuklanmalı ya da başkanlar tutuksuz yargılanmalıdır. Hukuk, kişiye göre eğilip bükülemez.
Nitekim geçtiğimiz günlerde olumlu bir gelişme yaşandı. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve beraberindeki 9 kişi tahliye edildi. Tutuksuz yargılanacaklar. Doğru olan da budur.
“ANADOLU HUZURA, ÖCALAN UMUDA, AHMETLER MAKAMA, DEMİRTAŞ YUVASINA…”
Bahçeli son dönemde son derece cesur çıkışlar yapıyor. Yukarıdaki cümle bunun en çarpıcı örneği.
Öcalan’a umut hakkı tanınmalı mı?
Bence evet.
Demirtaş tahliye edilmeli mi?
Bu da artık ciddi biçimde konuşulmalı.
Peki bunları savunan biri vatana ihanet mi ediyor?
Hayır. Kesinlikle hayır.
Buradaki mesele, Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgilidir. Eğer bu ülkenin çocukları artık dağa çıkmayacaksa, anneler ağlamayacaksa, bu süreçlere katlanmak zorundayız.
Öcalan hapiste çürüdüğü için, binlerce şehidimizden biri bile geri gelecekse, elbette kimse “umut hakkı”ndan söz etmezdi. Ama ne giden geri geliyor ne de kan, kanla temizleniyor.
Acı bir gerçek var:
Bu kulvarda artık çok şey değişti. PKK üzerinden siyaset yapma devri (lehinde ya da aleyhinde) kapanıyor. İnşallah bir daha da açılmamak üzere…
BİR CÜMLE, TRİLYONLARCA DOLAR
Küresel finans sistemi öyle kırılgan bir hâle geldi ki, birkaç siyasi cümle yalnızca piyasaları değil, ülkelerin ekonomik algısını da yerinden oynatıyor.
Trump birkaç gün önce konuştu. Piyasalar her zamanki gibi refleks gösterdi. Ortaya çıkan tablo yaklaşık 5,5 trilyon dolarlık bir dalgalanmaydı. Saatler içinde altın fırladı, gram altın rekorlara dayandı, döviz oynadı.
Ama ortada gerçek bir zenginleşme yok.
Üretim yok.
Emek yok.
Refah artışı yok.
Sadece alınıp satılmadıkça kimsenin cebine girmeyen fiyat illüzyonları var.
Birkaç siyasi cümlenin yarattığı bu oynaklık, 86 milyonluk Türkiye’nin yıllık millî gelirinin birkaç katına ulaşan büyüklüklerle ifade edilebiliyor. Asıl ürkütücü olan da bu:
Bazen dünyanın kaderini belirleyen şey fabrikalar, tarlalar, alın teri değil; küresel piyasalarda yankı bulan birkaç cümle oluyor.
Ve böylece haksız kazancın dik âlâsı olan finansal dalgalanmalar, piyasanın en “meşru” aktörü hâline geliyor.