7 KITADA 7 ZİRVE

05.01.2026 tarihinde, PAKDOS’un düzenlediği; 7 kıtada 7 zirveye ve K2’ye tırmanan ilk kadın Türk dağcısı, Prof. Dr. Gülnur Tumbat’ın söyleşişi vardı. Toplantıya birazda heyecanla katıldım. Konuşmacı, değerli abim Selahattin Koçdemir ile birlikte siyaset yaptığımız, rahmetli Bekillili emekli öğretmen Osman Tumbat’ın kızıydı. İçimde sanki Osman abiyi görecekmişim gibi bir duygu vardı. Bu duygularımı, Gülnur kardeşimle de paylaştım.

Afrika’da Klimanjaro (5963m), Güney Amerika’da Aconcagua (6962m), Kuzey Amerika’da Denali (6195m), Antartika’da Vinson (4897m), Avrupa’da Elbrus (5642m), Okyanusya’da Carstenz (4884m), Asya kıtasında dünyanın en yüksek zirvesi Everest(8848m) ve K2 (8611m) dağına tırmanmış.

Kendisi risk tüketimi ve pazarlaması alanında doktora yapmış. Doktora çalışmaları içinEverest kampında, iki ay süren gözlem yapmış. Dağ yolculuğunda öğrendiğim,“Zirve tırmanışları tek başına yapılacak bir iş değil; bir ekip işi, dayanışma, her zirveye sıfırdan hazırlanma, disiplin işi” diyor.

Konuşmayı büyükheyecanla dinledik. Dinleyenler arasında ailesi, Muğla’dan, Denizli’den dağcılar, emekli öğretmenler, Bekilliler vardı. Katılım, sayı olarak iyiydi. Katılımcıların çoğunluğu belirli yaşın üstündeydi. Gençler azınlıktaydı. Konuşmasında, özellikle genç kadınlararehberlik edecek; yaşam deneyimlerini paylaştı. Denizli’de doğmuş ve okullarını Denizli’de bitirmiş, OTDÜ mezunu. Amerika’da Profesör olmuş, başarılı bir akademisyen.

Konuşmadan çıkardığım: Başarı öğrenilen bir disiplindir. Başarı için disiplinli, sürekli ve çok çalışmak gerekir. Hayatta kazanılacak en büyük başarı; insanın kendisini tanımasıdır diyebilirim. Konuşma, bir köşe yazısında şöyle özetlenebilir. Başarı ancak gözlem, tanı, düşünme, eylem ve üretmekle elde edilir. Gençlerin katılıp, kendileri için yeni fikirler edinmesini isterdim.

Kendisi bütün anakaralarda zirve yolculukları yapmış. Sık yola çıkmanın, başkaları ile tanışmanın, konuşmanın, doğayla yalnız kalmanın; insanda sadelik, mütevazılık, hoşgörü, sabır ve mizah duygusunu geliştirdiği bilinir. Gülnur,sadeliği ve mütevazılığı;yakasında kıymetli bir broş gibi taşıyordu. Zaten, doğa yürüyüşleri insanın kendisi veya yol arkadaşı ile yarışması değildir.Doğan Cüceloğlun’da okuduğum, bir insanın en önemli ilişkisi, kendisi ile olan ilişkisidir, cümlesi; özgüvenli davranışlarında, görülüyordu.

Doğa yürüyüşlerinin, yoğun zihinsel faaliyetlerle birlikte ‘bedensel denge kurma’ çabası, olduğunu çoğumuz öğrendik. Dağ yolculukları aynı zamanda hem dünyayı hemde kendini keşfetme süreciymiş. Gülnur kendiyle birlikte, neyi ne için yaptığını çoktan keşfetmiş.

Bununla birlikte, zirve yolculuklarında edindiği disiplini, sabrı, azmi, mücadele gücünü, hoşgörüyü, geniş bakış açısını, olaya doğru odaklanma sürecini; kişisel, toplumsal ve iş ilişkilerinde uygulama becerisi göstermiş bir Türk kadını. Kendisini dinlerken Cumhuriyet ve değerleri aklıma geldi. Cumhuriyetin sosyal geçirgenliği sayesinde köyde yetişmiş babası öğretmen olmuş, kızını okutmuş. Kızı kendi çalışkanlığı ve becerisi ile profesör olmuş, dünyanın yedi kıtasında yedi zirveye tırmanmış, 50-100 kilometrelik maratonlara katılan bir dayanıklılık sporcusu olmuş.

Pakdos’un, çalışkan başkanı Ali Fuat Avcı’nın söylediği gibi: “Ayak bastığı zirveler kadar kocaman yürekli, bir o kadar mütevazı, dağları azmi, disiplini ile aşmış, öğretmeyi karakter haline getirmiş, konuşması ile herkese kendini sorgulatan, Denizli’den bir dağcı geçti.”