60 YIL ÖNCE, 60 YIL SONRA

Geçtiğimiz perşembe günü Serinhisar'daki Yavuz Yıldırım Ekiz Ortaokulu'na bir söyleşi için davetliydim.

Okulun "Kültür Durağı / Yerel Şair ve Yazarlarla Buluşma" etkinliği kapsamında düzenlediği bu program benim için sıradan bir davet değildi. Çünkü bugün farklı bir isim taşısa da burası,1965-1966 öğretim yılında ilkokula başladığım, kısa bir süre de olsa eğitim gördüğüm Mithatpaşa İlkokulu'nun bir parçasıydı.

Yani benim için herhangi bir okul değildi.

Rahmetli babam da 1942 yılında bu okuldan mezun olmuş. Benim ilk harfleri öğrendiğim, ilk arkadaşlıkları kurduğum, çocukluğumun izlerini taşıyan bir okul burası.

Tam altmış yıl sonra yeniden bu okulun kapısından içeri girdim.

İnsan bazı yerlere yıllar sonra dönünce içinden geçenleri anlatmakta zorlanıyor. Ben de okulun bahçesine adım attığımda bir an durup etrafa baktım. Eski okul binasını ve geniş bahçeyi görünce çocukluğumdan pek çok anı zihnimde canlandı.

Daha bahçeye girmeden beni karşılamak üzere heyecanla yanıma gelen öğrencileri görünce duygulandım. Yıllar önce öğrencisi olduğum okulda böylesine karşılanmak beni ister istemez ilk öğrencilik yıllarıma götürdü.

Bir zamanlar öğrenci olarak girdiğim bu kapıdan, yıllar sonra davetli bir şair ve yazar olarak kabul görmek bana ayrı bir heyecan verdi.

Bu kez öğrencilerle buluşmak, şiirlerimi ve hayat tecrübelerimi paylaşmak için oradaydım.

Salona adım attığımda sanki aradaki bunca yıl çekilip gitmiş gibiydi.

Öğrencilere baktıkça kendi çocukluğumu düşündüm. Gözlerindeki merakı, heyecanı ve öğrenme isteğini görünce altmış yıl önceki öğrencilik günlerim geldi aklıma.

O an kendi kendime;

"Kim bilir, belki onlar da benim şahsımda yıllar sonrasını hayal ediyorlardır…" diye düşündüm.

Program başlamadan önce Türkçe öğretmenimiz Sayın Hatice Kılıç'ın söylediği şu söz bana ayrı bir mutluluk verdi:

"Birçok öğrencimiz sizin Pınarcık Çeşmesi şiirinizi biliyor."

Doğrusu, kıymetli öğretmenimizden duyduğum bu cümlenin beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam.

Zaten öğrencilerin yakın ilgisi de bunu açıkça gösteriyordu. Yıllar önce yazdığım, çocukluğumdan izler taşıyan bir şiirin öğrencilerin hafızasında yer bulmuş olması benim için büyük bir mutluluktu.

Şiiri okumaya başladığımda salonda dikkat çekici bir sessizlik vardı.

"Benim çocukluğumda

Tahtadan bir atım vardı.

Pınarcık Çeşmesi'ne

Küheylan olur, uçardı."

Öğrenciler yalnızca dinlemiyor, sanki şiirin anlattığı yerlere benimle birlikte gidiyorlardı.

"Hey çocuklar!

Kendinize iyi bakın.

Buradan geleceğe,

Güzel izler bırakın."

Mısralar ilerledikçe onların ilgisini daha iyi hissediyordum.

"Çınarların gölgesinde

Durmadan akan Çeşme;

Bir abide oldun sen,

Benim gönül köşkümde!"

Şiirin son dizesini okuduğumda yükselen alkışlar beni gerçekten duygulandırdı.

O an bir kez daha düşündüm:

Bazı bilgiler zamanla unutulabilir.

Ama insanın gönlüne dokunan güzel anılar kolay kolay unutulmaz.

Belki yıllar sonra şiirin bütün dizelerini hatırlamayacaklar…

Ama o gün yaşadıkları duyguyu, aynı sıralarda oturmuş bir büyüklerinin yıllar sonra yeniden okullarına gelişini ve birlikte paylaşılan o güzel anları mutlaka hatırlayacaklar.

İnsan hayatında asıl iz bırakan da böylesi güzel hatıralardır.

O gün orada dikkatimi çeken bir başka incelik daha vardı.

Kürsünün önünde, Serinhisar'ın önemli ve tarihi bir simgesi olan Kızılhisar bardağı duruyordu. Bardak, yine Serinhisar'ın önemli başka bir simgesi olan Pınarcık Çeşmesi'nin suyuyla doldurulmuş.

Konu hem Serinhisar hem de adını Pınarcık Çeşmesi şiirimizden alan kitabımız olunca, bu küçük ayrıntı benim için daha da anlamlıydı.

Az sayıda da olsa bugünün hatırası olarak hem öğrencilere hem de okul kütüphanesine Pınarcık Çeşmesi şiir kitabımızı armağan ettim.

Bu etkinliği düzenleyen, başta Okul Müdürü Sayın Zafer Gündoğdu olmak üzere, Türkçe öğretmeni Sayın Hatice Kılıç'a ve tüm öğretmenlerimize gönülden teşekkür ediyorum.

Program sonunda çekilen toplu hatıra fotoğrafına baktığımda yalnızca bir yazar ve öğrencileri görmedim.

Bir tarafta geçmiş vardı, diğer tarafta gelecek…

Bir zamanlar aynı sıralarda oturan bir öğrencinin, yıllar sonra yine aynı okulda gençlerle buluşması ve onların ilgisini görmek ne anlamlı bir güzellikti.

Program sonunda Kızılhisar bardağından ikram edilen Pınarcık suyunu kana kana içtim.

O bardakta sadece Pınarcık Çeşmesi'nden doldurulan su yoktu.

Çocukluğum vardı.

Hatıralarım vardı.

Memleketime duyduğum sevgi vardı.

Aslında o günkü söyleşimizde de bütünüyle Serinhisar vardı.

Şiir vardı.

Güzel hatıralar vardı.

Geçmişten geleceğe uzanan güçlü bir bağ vardı.

En önemlisi de gençlerimize bağladığımız umut vardı.

Okul Müdürü Sayın Zafer Gündoğdu’nun şu sözüne gönülden katılıyorum:

"Bir öğrencimizin bile ilgisini bu yöne çekebilirsek bizim için büyük kazançtır."

Gerçekten de bir gencin gönlüne dokunabilmek, ona şiiri, edebiyatı, kültürü ve memleket sevgisini hissettirebilmek büyük bir kazançtır.

Altmış yıl aradan sonra bu vesileyle yeniden uğradığım bu güzel okuldan, çocukluğumdan taşıdığım heyecan ve mutlulukla ayrıldım.

Bazen insan yıllar sonra bir yere döndüğünde sadece eski anılarını bulmaz; geleceğe dair umutlarını da tazeler.

Ben de o gün okuldan ayrılırken bu duygular içindeydim.

Sağlık ve esenlikler diliyorum.

İyi haftalar