2025 Yılı gerek şirketler, gerekse kişiler ve aileler için oldukça zor geçti.
Özellikle üç konu var ki tüm dünyayı oldukça zorladı;
1-Jeo-politik riskler,
2-ABD Yeni başkanın bakış açısı ve yansımaları,
3-Merkez bankalarının sıkı para politikaları olmak üzere.
Bunun yanında ülkemize baktığımızda ise, yüksek gelirli ülkeler sınıfına girmiş bulunuyoruz. Bazı okuyucularımız bu nasıl oldu der gibi geliyor bana.
Türkiye’de 2021 yılında kişi başına düşen milli gelir 9.601 dolar iken, 2025 yılı verilerine göre kişi başına düşen milli gelir 18.040 dolar olarak açıklanmıştır. Buna göre son dört yılda kişi başına düşen milli gelirimiz 8.439 dolar artmıştır. Bu artış rakamı da milli gelirimizin yüzde 87,89 oranında arttığını gösterir ki, normalde son rakam 18.600 dolar çıkıyor. Ancak yaklaşık resmi rakama göre 2 milyon 663 bin sığınmacının etkisi ile bu rakam 18.040 dolar çıkmaktadır. Bu artışa istinaden kişilerin ve yurttaşların satın alma kayıplarını ve yaşam standartlarının düştüğünü söylediklerini duyar gibiyim.
Gelelim bilançolara, sektörlere ve bilançolardan elde edilen verilere.
Bu noktada baz aldığımız veriler borsa şirketleridir. Gelir vergisi mükellefleri 31 mart, kurumlar vergisi mükellefleri ise 30 nisan itibariyle beyannamelerini verecekleri için onları daha sonra inceleyeceğiz.
Borsaya tabi şirketlerin 11 mart 2026 tarihine kadar mali verilerini KAP’a bildirmeleri gerekiyor. Burada yıl başından itibaren 70 günlük bir süre var.
Öncü mali verilere göre, finansal şirketlerin durumu oldukça iyi gözükmektedir. Bankacılık sektöründe bir sıkıntı gözükmemektedir. Bankaların beklenti karlarına istinaden açıklanan veriler yaklaşık olarak %15 oranında daha iyi karlılık oranı ortaya çıkmış durumda.
Bu noktada şunu sormak isterim?
Faizler düştüğünde mi daha çok kredi kullanılır, yoksa faizler yükseldiğinde mi?
Bize göre tabi ki faizler düştüğünde daha çok kullanılır.
Peki cari faizler bu derece yüksek durumda iken niçin bu derece kredi kullanılmış? Buna bağlı olarak şirket ve şahıslar krediye bu derece hücum etmiş durumda?
Kanaatimce;
1-Şirketlerin öz kaynak yetersizliği,
2-Yükselen girdi maliyetleri,
3-Kemikleşmiş enflasyon durumu,
4-Milli gelirin tabana yayılmaması,
5-Sermayenin daha kısa vadede getiri sağlayacak noktalara akması.
6-Yapısal reformların gerekliliği gibi.
Finans dışı şirketlere baktığımızda açıklanan mali verilere göre açıklanan yaklaşık 55 şirketin %42’inin tahminlerden daha yüksek kar çıktığını belirtmek gerekir.
Bunun yanında finans dışı şirketlerin yaklaşık yüzde 45’inde FAVÖK beklenti rakamlarının daha üstünde gelmiş durumda. Dolayısıyla karlar beklendiği oranda artmış gözükmüyor. Bu durum üçüncü çeyrek mali verilerden %35-36 oranında daha düşük açıklanmış durumda.
Bu noktada bazı sektörlerde beklenen durumdan daha düşük açıklanan sektörleri yazmak gerekirse;
*Yazılım işletmeleri,
*Beyaz eşya imalatçıları,
*Araba üreticileri,
*Cam sektörü,
*Havalimanı işlemeleri gibi.
Beklenen durumdan daha güçlü açıklayan sektörler ise;
*Çimento,
*Gıda
*Sağlık,
*Çelik,
*Otomotiv ihracatçıları gibi.
Bunun yanında TCMB 2024 Yılında 615 milyar TL zarar ederken, son yapılan açıklamaya göre 2025 yılında 500 milyar TL kar edildiği beyan edilmiştir.
Önümüzdeki dönemde ise, ekonomiyi özellikle jeo-politik riskler etkileyecek gözükmekte olup, savaşın bir an önce bitmesini dilerim.
Saygı ile kalınız.